Adâlet Nedir ?

Doğrudur veya doğru değildir. Aslına bakarsanız, hepimiz doğruluğun ne olduğunu biliriz; bunu anlatmak için fazla söze lüzum yoktur. Hepimiz, vicdanımız yoluyla iyi olan şeyin yapılması gerektiğini ( dolayısıyla doğru hareket edilmesini) ve kötü şeyin yapılmaması gerektiğini (haksızlıktan kaçınılması lüzumunu) duyarız.

Bunun için insan toplum içindeki yaşayışını düzenleyen bir takım kanunla koymuştur. Kanunlar, her birimizin adâlete uygun bir şekilde yaşamamız için, hak ve görevlerimizi belli eden kurallardır.

KANUNLARA SAYGI GÖSTERMEYENLER VARDIR

Biz yine kitaplarda yazılı kanunlara dönelim. Bunların, insanların hareketlerini düzenlediklerini söyledik.

Şimdi burada, dünya yaratıldığından bu yana süregelen bir olay karşımıza çıkmaktadır. Kanunlara karşıs evgi ve saygıları olmayan, adalete uygun yaşamayan, çalan, kandıran, zarar veren kismeler vardır. O halde ne olacak, Çok açık… Toplu yaşamanın düzenini bozdukları için onları cezalandırmak ve doğru yola getirmeye çalışmak gerekiyor. Bu nasıl yapılır ?

Bunu kim yapar ?

Eski Zamanlarda Adâlet Nasıl Uygulanırdı?

Eski zamanlarda, herkes adâleti kendisi yerine getirirdi. Şimdi birkaç yüzyıl geriye dönelim ve meselâ Germen barbarları arasında adâletin nasıl uygulandığını görelim.

Bir gün Olat’ın, hiç sevmediği Vindobald’a rastlandığı ve kafasına bir sopa indirdiğini düşünelim.

Olaf’ın fena hareket ettiği, adâlete karşı geldiği, insanlar arasındaki yaşama düzenini bozduğu açıkça görülmektedir.

O halde adâleti yerine getirmek, yâni saldırıyı tâmir edip suçluyu cezalandırmak gerekmektedir. Barbarların ilkel kanun ve âdetlerine göre bu işi saldırıya uğrayanın kendisi, yâni Vindobald yapmak zorundadır.

Olaf’ın sopası Vindobald’ı öldürmüş ise, o zaman, ceza verme işini Vindobald’ı öldürmüş ise, o zaman, ceza verme işini Vindobald’ın oğlu, kardeşi, herhangi bir akrabası üzerine alırdı. bunlar o zamanın kanunlarınca böyle uygun bulunuyordu.

YANLIŞ VE DOĞRU OLMAYAN BİR ŞEY

Bu usulün vahşi ve haksız olduğu gibi çok da yanlış olduğunu anlamamız için uzun süre lüzum yoktur. Gerçekte ne oluyordu bilir misiniz? Olaf karşılık olarak dayak yedikten sonra, Vindobald’ı bir daha dövmeye kalkıyor, hemen öc almaya bakıyordu.Sonra Vindobald… Sonra Olaf.. İş uzayıp gidiyordu. Karşılık olarak dayağı Vindobald’ın akrabaları atmışlarsa Olaf’ın akrabaları da intikamlarını alırdı. Sonra, iş ötekilere düşer, sıra yine birincilere gelir ve böylece çok defa kuşaklar boyunca sürüp giden bir intikam, bir intikam, bir kin zinciri yaratılıyordu. Böylece << kan davaları >>, bütün bir ailenin, kabilenin kökünü kazıyordu.

Bir insanın, yapılana karşılık vermek yoluyla adaleti kendi kendine yerine getirmesi doğru değildir.

Bazı kimselerle tartışan birinin suratına ansızın bir tokat inerse, bu kimse pekalâ yanılabilir ve hiç ilgisi bulunmayan birini tokatlayabilir.

Tepkide aşırı gidebilir: Hakarete tabanca ile tepki gösteren kimseler de vardır. Bu çok daha ağır bir suç olur.

Faydalanma yolunu tutabilir: Biri, başka birinin yüz lira değerinde bir eşyasını çalar. Malı çalınan l,mse de namussuzun biri ise << Eşyanın değerli bir lira idi>> deyip bin liralık bir tazminat isteye bilir.

Sonuç Olarak:Haksızlığın giderilmesi işi zarar gören kimseye bırakılamaz. Bunu devlet belli eder. O, mahkemeler yoluyla adaleti düzenle ve dağıtır.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>