(A)SOSYAL MEDYA

Maslow’un hiyerarşisine göre insanoğlunun ihtiyaçları alt seviyeden üst seviyeye doğru fizyolojik ihtiyaçlar, güvenlik, ait olma, saygınlık, bilme anlama , estetik ve kendini gerçekleştirme ihtiyaçları olmak üzere sıralanmıştır. Son yıllarda bu hiyerarşiye yeni bir ihtiyaç daha eklendi sanırım. Sosyal medya !

 

Evet, konumuz zaman öldürmek için kullanılanı hobilerden çıkıp, ihtiyaç  vasfını alan sosyal medya. Artık bir internet sitesi olmaktan çıkmış, kurucusuna milyarlar kazandıran, gencinden yaşlısına herkesin kullandığı, an ve an hayatımızın içinde olan, cebimize kadar giren, Facebook, Twitter, Myspace, Tumblr, Instagram ve daha niceleri. Hepsi ilk kurulduklarında basit sitelerdi; ancak çok tutulmaları sonucu milyonlar tane kullanıcıya sahip olup, şirketlerine milyarlar kazandırdılar . Şimdi ise yediden yetmişe herkesin en az bir sitede hesabı olduğu bir hal aldı sosyal medya. Her gün yazılan yazılarla orada başka bir dünya dönüyor gerçekten. Herkes istediği konuda düşüncesini özgürce ifade edebiliyor. Spordan siyasete, sanattan edebiyata her konunun tartışmaya açık olduğu bir yer orası. Ve hemen hemen her  siyasetçinin sporcunun, yazarın, sanatçının hesabı olması ile insanlar belki de gerçek hayatta karşılaşıp iki dakika konuşamayacağı kişilerle sosyal medya aracılığı ile konuşuyor, istedikleri soruları soruyor, tartışıyor, hatta bazen söz kavgaları da yapıyor. Velhasıl sosyal medya en önemli ihtiyaçlardan biri olma yolunda koşar adım ilerliyor .

 

Peki sosyal medya ismi gibi insanı sosyalleştiriyor mu, yoksa asosyalleştiriyor mu ? Kimine göre sosyal, kimine göre asosyal. Sosyal medya insanı asosyal yapıyor diyenler bu sitelerin insanları telefona ya da bir bilgisayara kilitlediğini, karşılıklı oturup iki sohbet edemezken o ortamlarda saatlerce konuşan kişilerin olduğunu, insanlar arası iletişim bağlarını zayıflattığını savunuyorlar. Yanlış değil doğrusu. Günümüzde gençler bir araya geldiklerinde herkes kim ne yazmış, kim neyimi beğenmiş merak edip hemen telefonuna sarılıyor. Karşılıklı oturup telefondan mesajlaşan da yok değil doğrusu. Tabi şimdi nerde kaldı bunun sosyalliği ? Ama yine de insanların öyle ortamlarda hem ülke gündeminden hem de dünya gündeminden kolayca haberi olup, fikirlerini özgürce beyan etmesi de sosyallik sayılabilir. Fakat sosyal medya ne çok yararlı, ne de çok zararlı diyemiyoruz.

Sosyal medyada insanlar fikirlerini özgürce beyan ediyor diyoruz; lakin bazı kişiler özgürlüğün de dışına çıkıp, kimi hakkında iftira atıp, kimine hakaret ediyor, kiminin değerlerine saygı duymadan atıp tutuyor. Tamam orası özgür bir ortam amenna; fakat  kendi özgürlüğümüz bir başkasının özgürlüğüne zarar veriyor ise orada bir yanlış var demektir. Yahut biri adına hesap açılıp, onun adına paylaşım sitelerinden paylaşımlar yapılması sonucu kişinin zan altında bırakılması da tartışılması ve tedbirlerin  alınması gereken bir başka konu.

 

Gelelim sosyal medyanın da olumsuz bir şekilde etkilediği, bir ülke için şah damar kadar önemli olan dile. ‘Bir ülkenin kanunlarının çiğnenmesinden sonra en büyük suç dilinin çiğnenmesidir.’ diyen Walter Lanoor ve ‘Bana mükemmel bir lisan ver, sana büyük bir millet teşkil edeyim.’ diyen Leibniz’in sözü dilin önemini kısaca özetler kanımca. Dil bir milletin millet olmasını sağlayan en önemli unsurlardan biri olup, günlük hayattaki iletişim ihtiyacımıza cevap vermesi ile gerçekten bir ülkenin kalkınması için en çok önem vermesi gereken konulardan. Zira günümüzde de gördüğümüz gibi diline önem verip yozlaşmasına izin vermeyen Fransa, İngiltere, Almanya ve Çin gibi ülkelerin gelişmişlik düzeyleri ortada. Bilimde, sporda, sanatta, edebiyatta ve birçok konuda başarılı bir konumdalar. Fakat kendimize baktığımızda ise hiç iç açıcı bir durum olduğunu söyleyemiyoruz. Gerek sosyal medya, gerek hayatımızda kullandığımız dil ile Türkçe’mizin yozlaşmasına katkı veriyoruz.

Sosyal medya da dilin yozlaşmasını sağlayan en önemli unsur aslında ülkemiz için. Ergenlik zamanındaki bireylerin kendini ve kendi toplumuna ait ögeleri beğenmeme hastalığı ve özenti sosyal medyada kendini apaçık gösteriyor. Alfabemizde olmayan harflerin kullanımı olsun, yabancı kelimeler olsun, saçma sapan kısaltmalar olsun her şey en zengin dillerden biri olan Türkçemize zarar veriyor. Tabi birden fazla dil bilmenin, konuşmanın bir birey için çok önemli olduğu aşikar, lakin Türkçe konuşurken diğer dillere kaymanın, kuralsız ve özensiz bir şekilde kullanmanın da doğru bir yanı yok.

 

Son olarak sözlerimi Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün şu anki gençliğe bir uyarı niteliğinde olan sözüyle bitirmek istiyorum. ‘Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti dilini de yabancı dillerin boyundurluğundan kurtarmalıdır.’

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>