Keçi Gribi

Ekleyen Kürşad Altan | Kategorisi Sağlık, Yaşam | Eklenme Tarihi : 15-01-2011

0

Keçi Gribi

Hollanda’da ortaya çıkan ve hayvandan insana geçerek yerleşen bu yeni grip virüsünün adının ‘Keçi Gribi Virüsü’ olduğu ve Domuz Gribi gibi süratle başta Avrupa ülkeleri olmak üzere tüm Dünya ülkelerine yayılma eğilimi gösterdiğine dikkat çekildi.

Keçi gribinden 6 kişi öldü. 2800 hasta var. Hollanda hükümeti hasta hayvanları itlaf ediyor.

Domuz gribinden sonra şimdi de keçi gribi virüsü Avrupa’yı şok etti.

Hollanda’da ortaya çıkan ve hayvandan insana geçerek yerleşen bu yeni grip virüsünün yeni adının ‘Keçi Gribi Virüsü’ olduğu ve Domuz Gribi gibi süratle başta Avrupa ülkeleri olmak üzere tüm Dünya ülkelerine yayılma eğilimi gösterdiğine dikkat çekildi. Yazinin devamini oku »

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

25 Dakika Sonra Duran Kalbi Çalıştırdı

Ekleyen Kürşad Altan | Kategorisi Sağlık | Eklenme Tarihi : 21-11-2010

0

KalpMasajıArtvin’de Çoruh Nehri’ne devrilen otomobilden hayati fonksiyonları durmuş olarak çıkarılan ve hastaneye kaldırılan 15 yaşındaki gencin kalbi, doktorların yoğun çabasıyla 25 dakika sonra çalıştırıldı..

Artvin’de meydana gelen trafik kazasında ağabeyi Coşkun Genç’in otomobil kullanmayı öğrettiği sırada Çoruh Nehri’ne devrilen otomobilden hayati fonksiyonları durmuş olarak çıkarılan ve hastaneye kaldırılan 15 yaşındaki Tayfun Genç’in kalbi, doktorların yoğun uğraşları sonucunda 25 dakika sonra çalışmaya başladı. Genç’in solunumu 2 saat sonra da normale döndü.

Kaza sonrasında sudan çıkarıldığında hayati fonksiyonlarını kaybeden Tayfun Genç, 112 Acil Servis ekiplerince Artvin Devlet Hastanesine kaldırıldı. Tayfun Genç’e hastanenin acil servisinde Başhekim Dr. İsmail Erdem başkanlığındaki hekimler müdahale etti. Müdahale sonucu Genç’in kalbi yaklaşık 25 dakika sonra yeniden çalıştırıldı ve 2 saat sonra da spontan solunumu sağlandı. Yazinin devamini oku »

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Bir Şizofreninin Günlüğünden

Ekleyen Alinti-Yazar | Kategorisi Sağlık, Yaşam | Eklenme Tarihi : 14-10-2010

1

Babam öleli 12 yıl olmuştu ve ben 20 yaşına geldiğimde babasız olmaının acısını …artık çok daha iyi anlıyordum.
Annemle birlikte küçük ama mutlu bir dünya kurmuştuk kendimize. Mevsimlerden bahardı,sokaklarda parklarda dolaşıyordum.
Bu bahar daha bir çoşkulu hissediyordum kendimi. Birçok arkadaş edinmiştim. Mehmet,Can Canı´ın kuzeni Merve ve daha birçoğu…
Her gün belirli saatlerde buluşup eğlenceli dakikaler yaşıyorduk. Onlarla o kadar eğleniyordum ki işe dahi gitmiyordum. Yazinin devamini oku »

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

AIDS Nedir

Ekleyen Ahmet-Balikcioglu | Kategorisi Sağlık | Eklenme Tarihi : 09-10-2010

0

AIDS Nedir

AIDS ilk olarak 1981 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde keşfedilmiştir. Keşfinden hemen sonra hızla yayılarak; erkek, çocuk, siyah, beyaz, Latin, Asyalı, zengin, fakir demeden bir çok insanın ölümüne neden olmuştur. Günümüze kadar AIDS’ten 225.000 kişinin öldüğü kaydedilmiştir. Bu sayı her 13 ila 15 ayda ikiye katlanmaktadır.

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

DİYABET NEDİR?

Ekleyen Ahmet-Balikcioglu | Kategorisi Sağlık | Eklenme Tarihi : 09-10-2010

5

DİYABET NEDİR?

Diyabet, Şeker Hastalığı

Diyabet, Şeker Hastalığı

Tıptaki adıyla ’diabetes mellitus’,gündelik dilde ’şeker hastalığı’ olarak bilinir.Çağlardan beri bilinen bir hastalık.Eski kaynaklarda bile sık idrara çıkma,susama gibi belirtiler kaydedilmiş. Şekerli diyabet, şekersiz diyabet ve renal (böbrek) diyabet gibi çeşitli tipleri var.Ancak şekerli diyabet diğerlerine göre daha yaygın görülüyor ve daha ciddi etkileri var. Yazinin devamini oku »

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Cerrahi’nin Kısa Tarihi

Ekleyen Kürşad Altan | Kategorisi Sağlık | Eklenme Tarihi : 02-09-2010

0

Cerrahi, tıp bilimi ile birlikte doğmasına rağmen ancak anatomi, vizyoloji ve patoloji ile ilgili bilgilerin artmasına paralel bir gelişme gösterebilmiştir. Cerrahinin ilk yıllarına dönecek olursak milattan önce 3,500 de eski mısırda oldukça önemli ameliyatların yapıldığını görürüz. Gerçekten de cerrahi tarihinin ilk belgeleri olan papirüslerinden eski Mısır’lıların kafatası, yüz, boyun ve omurgadaki kemik ezilmelerine müdahale ettiklerini öğreniyoruz. Hekimliğin babası Hipokrat(m.ö 460-377)’ın ilk büyük cerrah ve doktor olduğu bir gerçektir. Hipokrat apselerin nasıl temizlenebileceğini akciğerlerde meydana gelen iltihapların özel bir ameliyatla nasıl dışarı akıtılacağını göstermiştir.  Yazinin devamini oku »

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Türkiye Aniden Soğudu

Ekleyen Kürşad Altan | Kategorisi Sağlık | Eklenme Tarihi : 01-09-2010

0

Bütün yaz boyunca inim inim inleten sıcaklar birden yurdu terketti. En azından İstanbul’da inim inim inledik. Bütün yaz boyunca sıcak geçirdik günlerimizi. Çok fazla terledik, hatta iş yapamaz hale geldik. Kuzeyden gelen soğuklar bütün memleketi soğuttu. Şuan saat 01:58 1 Eylüle girmiş bulunmaktayız ve evimin pencerelerinden gelen soğuk iliklerime kadar giriyor. Bütün ciğerlerim soğuk hava kütlesiyle doldu. Yazinin devamini oku »

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Hijyenin Kısa Öyküsü

Ekleyen Kürşad Altan | Kategorisi Nedir, Sağlık | Eklenme Tarihi : 31-08-2010

1

Eski çağlarda Musa (M.Ö. 1300 yıllarında yaşadığı sanılır). Pitagoras (M.Ö. VI Yüzyıl). Hipokrat (M.Ö. IV Yüzyıl) ve Galeno (M.S. II Yüzyıl) hijyen konusu ile ilgilenmişlerdir.

Eski çağlarda hijyene büyük önem veren uluslar arasında Yunanlılar ve Romalılar’ı anımsayabiliriz. Meselâ antik Roma’da halk sağlığını korumak için önemli  girişimlerde bulunulmuştur. Gençlerin çeşitli jimnastik hareketleri ile bedenleri geliştirdikleri spor kampanyaları,  hamamlar, pis suların akması için kanallar inşa edilmişti. Tüm bir Ortaçağ süresince hijyenin büyük ölçüde ihmal edildiğini söyleyebiliriz. Bu dönemde  uygulanan yegane hijyenik  önlem, salgın hastalığa tutulmuş, kimselerin özel olarak yapılmış binalara yerleştirilmesiydi. Halkın cahilliği nedeniyle hijyen kurallarının yayılması engelleniyordu. Gerekli sağlık kurallarına uymayan  halk, hastalıkların nedenlerini cahil bir tarzda açıklama yoluna gidiyordu. Salgın hastalığa tutulmuş kimselerin bakımı için açılan özel hastanelerin kurulması XVII Yüzyılda uygulanan en önemli hijyen önlemiydi. Bu çağdan başlayarak hükümetler, halk sağlığını gözönüne almaya başladılar. Doktorlar ise, halka hijyenin önemini anlatmaya çalışıyorlardı. Halk sağlığının sağlanmasındaki amacına ulaşması için hijyenin, insanın bulunduğu tüm çevrelerde ve temas halinde olduğu her şeyde uygulanmasına dikkat edilmeliydi. Kimya, mikrobiyoloji ve özellikle tıp bilimi, hijyenin gelişmesinde rolü olan en büyük yardımcılardı.

Bugün hijyen, hastalıkların önüne geçmek ve bu hastalıklara karşı savaşmak için büyük ölçüde tıptan yararlanmaktadır.

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Ramazanda Sağlığa Dikkat

Ekleyen Kürşad Altan | Kategorisi Sağlık | Eklenme Tarihi : 31-08-2010

0

Değerli okuyucular, manevi olarak son derece özel günleri yaşadığımız Ramazan ayının içindeyiz. Oruç zor ve zor olduğu kadar da çok değerli bir ibadettir.  Hele hele uzun süre aç ve susuz kalınması gereken sıcak yaz günlerinde oruç insanı daha fazla zorluyor. Ancak sonunda büyük bir iç huzuru ve rahatlık veriyor, çekilen tüm sıkıntılara değiyor. Hepimiz bu günleri sağlık ve mutluluk içinde geçirmeyi arzu ediyoruz. Ramazan ayının gerçekten sağlıklı ve mutluluk içinde geçmesi için sağlığımızla ilgili dikkat etmemiz gereken bazı konuları sizlerle paylaşmak istiyorum. Aksi halde hiçte hesapta olmayan sıkıntılı durumlarla karşılaşabiliriz. Özellikle bazı sağlık problemleri olanların çok daha dikkatli olmaları gerekiyor.  Ayrıca beni arayan pek çok hastam oruç tutup tutamayacağını soruyor. Bu konuda ciddi tereddütler ve bilgi ihtiyacı olduğunu görüyoruz. Bu günkü yazımızda bu konuya da eğilmeye çalışacağım.

Öncelikle iftar sofralarında yenen bol ve çeşitli gıda alımından sonra neler olabileceğine bir göz atalım. Bütün gün istirahat eden sindirim sistemi bir anda alarme olur ve ayağa kalkar, hummalı bir çalışma başlar. Ancak boş olan sistemin birden doldurulması çeşitli mide rahatsızlıkları, reflü, pankreas ve safra kesesi iltihapları, kabızlık veya ishal gibi sindirim sistemi rahatsızlıklarına yol açar.  Sindirim zorlaşır, başta beyin ve kalp akciğer olmak üzere hayati organlardaki kan mide ve barsaklara doğru hareket eder. Özellikle beyin kan akımının azalması sonucu  halsizlik, güçsüzlük ve uyku hali ortaya çıkar. Ancak yemekten hemen sonra uyunması daha da zararlıdır. Bu şekilde yatıp uyuyan kişi dolu olan mide ve barsakların kalbe ve akciğerlere yaptığı baskı nedeniyle çok daha ciddi bir risk altına girer.

Kalp krizleri, solunum yetmezlikleri ve beyin kanaması gibi hayati durumların genellikle ağır ve bol miktarda yemeklerden sonra ortaya çıktığı hepimiz tarafından bilinmektedir. İftarda veya sahurda fazla gıda alınması kalp krizine davetiye çıkartmak demektir. Ramazan ayında gündüzleri çok az kalp krizi vakası görülüyor. Enfarktüs geçirenlerin çoğu iftar veya sahur yemeğinden sonra hastaneye getiriliyor. Bu nedenle kalp hastalığı, yüksek tansiyonu, kolesterol problemi olanlar  iftarda ve sahurda az yemeye, hafif besinler tüketmeye özellikle dikkat etmelidirler.

Sevgili okuyucular, pek çok hastam bana oruç tutup tutamayacakları konusunda bizzat gelerek, telefonda veya internet yoluyla arayarak sorular sormaktadırlar. Gerçektende Oruç ibadetinin bizim için ayrı bir yeri, önemi var, gücümüzün son damlasına kadar bu ibadeti yerine getirmeye çalışıyoruz. Öncelikle oruç ibadetini yerine getirebilmek için sağlıklı olmak gerektiğini vurgulamak istiyorum. Bir kimse için oruç tuttuğu takdirde hastalığının nüks etmesi, artması veya  iyileşme süresinin uzaması söz konusu ise oruç tutması sakıncalıdır.

- Şeker hastalarının uzun süre aç durmaları doğru değildir ve bazı ilaçları düzenli şekilde belirli dozlarda almaları gerekir. Bu hastalarımızın oruç tutmalarını önermiyoruz.
- Yüksek tansiyonu, kalp yetmezliği olan ve ilaçlarını düzenli şekilde alması gereken hastaların da oruç tutmalı sakıncalıdır.
- Yeni ameliyat geçirmiş hastaların ameliyat sonrası yoğun şekilde yara iyileşmeleri devam etmekte ve organizma kendini tamir etmeye çalışmaktadır. Özellikle mide barsak hastalıkları nedeniyle ameliyat geçirenlerin beslenme düzenleri daha geç normale döneceği için bunların oruç tutması kesinlikle doğru değildir.
- Ülser, gastrit, reflü gibi mide problemi olanlar. Ramazanda acil servise gelen mide delinmesi vakalarının önemli şekilde arttığını belirtmek istiyorum. Bu nedenle mide şikayeti olanların veya oruç boyunca giderek mide şikayetleri artanların oruç tutmaları sağlıkları için zararlıdır.
- Sindirim sisteminin en önemli organlarından olan pankreas bezi ile ilgili bir hastalığı olanların oruç tutmaları doğru değildir.
- İltihabi barsak hastalığı (Ülseratif kolit veya Crohn hastalığı)  olanların oruç tutmaları sakıncalıdır.
- Susuzluktan en fazla etkilenen organların başında böbrekler gelmektedir. Bu nedenle herhangi bir böbrek rahatsızlığı olanların oruç tutma konusunda çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Böbrek yetmezliği olanlar veya  diyaliz programında olan hastalar ise kesinlikle oruç tutamazlar.
- Değişik sebeplere bağlı karaciğer yetmezliği olan hastaların da oruç tutmaları doğru değildir.
- Hamile ve bebek emziren anneler.

Yukarıda bahsedilenlerin dışında kalan pek çok farklı durumlar vardır. Bu durumlarda yapılacak en doğru davranış mutlaka doktorunuza danışarak onun tavsiyelerine göre hareket etmektir. Israrla ve inatla sağlığınızı tehlikeye atacak şekilde bir ibadeti yapmaya çalışmak sizleri diğer ibadetleri de yapamaz hale getirebilir, bu da dinimize uygun bir davranış olmaz.

Hepinize hayırlı ve sağlıklı Ramazanlar dileklerimle…

Prof.Dr.Erdoğan Sözüer
www.sozuer.com

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Tıbbi Bitkiler

Ekleyen Kürşad Altan | Kategorisi Bilim Teknik, Nedir, Sağlık | Eklenme Tarihi : 30-08-2010

0

Ot nedir

Bitki dünyası ile ilgilenirken sık sık BİTKİ sözcüğünü kullanırız. Ancak bu, biraz genel bir sözcüktür. Hangi nebat türünden söz edildiği anlaşılmaz: 20 metre yüksekliğinde, kocaman gövdeli bir bitki olabileceği gibi küçük bir ot da olabilir.

Bu nedenle bitkiler, üç grupta toplanır: Ağaçlar, çalılar, makiler…Daha önce sözünü ettiğimiz otlar, en sade bitkiciklerdir. Kırları, otlakları, yaylaları, bozkırları, savanları kaplayan binlerce ot  çeşidi vardır.  Hatta bu bitkiler, duvarların, kayalıkların üzerinde, yol ortalarında, kaldırımların çatlaklarında yetişirler. Bı ilgiçekici tabloyu inceleyelim: Yer Yüzü’ndeki bitki örtüsünün dağılımını göstermektedir. Görüldüğü  gibi Yeryüzü topraklarının altıda biri kırlar ve otlaklarla, yani otlarla kaplıdır: Kuzey Amerika kıt’ası genişlediğinde yayılan bir kır! Bundan başka iki şey daha göz önünde bulundurmak gerekir: 36,2 milyon kilometrekarelik orman alanları da otlarla kaplıdır; bundan başka ekili alanların büyük bir kısmında pirinç, buğday, arpa vb. gibi otsu bitkiler yer alır. Yeryüzündeki toprakların hemen hemen yarısı otlar yada diğer bir değişle otsu bitkilerle kaplıdır.

 Bir Otun Yapısı

Ot, biraz önce gördüğümüz gibi bir bitki türüdür. Kök sap ve yaprakalr olmak üzere üç ayrı kısımdan meydana gelen bir bitkidir. Mesela en sık rastlanan otlardan biri olan mine çiçeğini ( verbena officinalis) ele alalım. Çeşitli kısımlarını kolaylıkla birbirinden ayırabilriiz. Çiçekler, yapraklar, sap ve kökler. Değişik tiplerde olmalarına rağmen tüm otlar aynı şekilde yapılmıştır. Sap, otsudur kesinlikle odunsu olmaz.

Otların Yararları

 1)      İnsaoğlunun beslemesi :

İnsan, beslemek için birçok ottan ya da otsu bitkiden yarlanır. Hattâ bunların bazıları, insan beslenmesinde temel oluşturmaktadır.

 2)      Hayvanların beslemesi:

En önemli hayvan besinleri, kurudukları zaman saman haline gelen otlardır. Karalarda yaşayan hayvanların büyük bir kısmı özellikle otlarla beslenirler.

Dünyada 871 milyon büyükbaş hayvan vardır. Her büyük baş hayvan, ortalama 20 kilo ot ya da saman yemektedir. O hâlde bu işleme göre her gün 17 buçuk milyon ton ot yenmektedir.! Ot, doğal olarak süte ve insana yararlı daha birçok maddeye dönüşecektir.

 3)      Toprağın verimlilik kazanması:

Bir tıbbi bitkide ya da bir üç yapraklı yoncayı veya bir başka baklagili kökünden  çekip çıkardığımız zaman bitkinin köklerinde beyaz renkte ufacık topları anımsatan yumru kökler bulunduğunu görürüz. Bu yumru  kökler, havadan emdikleri bakterilerle doludur. Bu bakterilerin içinde de, toprağın verimine artıracak ve ekilen tahılları besleyecek azot bulunur. Bu nedenle çiftçiler, tahıllar ve baklagillerin ekimini aynı tarlada yaparlar.

 4)      Endüstriyel yarar:

Otların endüstri alanındaki yararları çok çeşitlidir. Otlardan dokumalar, çeşitli hasırlar, böcekleri yok edici ilaçlar, boyalar, kağıtlar, şuruplar vb. yapılar. Bundan başka bir çok içkide otlardan hazırlanır. Raven, menta, alpelini, centiyane, Ardıç ağacı, binbir çiçek gibi onların isimlerini vermek yeterlidir.

 

 5)      Tıp Alanında

Binlerce yıl önce insanlar, bir çok bitkinin tıbbi özelliğinden yararlanıyorlardı. Hatta yüzyıllar boyunca bitkiler insanların bildiği yegane ilaç olarak kaldı. Bugün insan sağlığı için yararlı, bitkileri tıbbi bitkiler adı verilir. Bu otlarla yapılan tedavilere de fitoterapi denilir.

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Kan Bağışı

Ekleyen admin | Kategorisi Sağlık | Eklenme Tarihi : 24-08-2010

0

Bir toplumsal sorumluluk gereğidir. Kan bağışı. Hem sağlığınızada faydalıdır. Kan bağışı yaparak insanların kan ihtiyaçlarını karşılarsınız. Bu sayede insanlara yaşam şansı verirseniz. Bu insanın iyi işlerinde sizin payınız olacak. Adam kötüyse yapacak birşeyiniz yok sizin suçunuz değil.

Unutmayın herkes ektiğini biçer. Siz sağlıklıyken kan vermezseniz gün gelir size lazım olur Allah muhafaza size kan veren olmazsa ne yapardınız bir düşünün. Kan bağışı bir toplumsal gerekliliktir. Üstelik size maddi olarak birşey kaybettirmezken, manevi olarak huzur verir. Kanınız yardıma ihtiyacı olan birine yarayacaktır. Hayatı sizin sayenizde kurtulacaktır.Birinin canını kurtarmaktan güzel ne olabilir. Hem bu şekilde sevap kazanmış olursunuz. Kan bağışıyla her şekilde faydaya girmiş oluyorsunuz. Bu sözlerim sizin için boş gelmişse birde şunu düşünün. Eğer damarınızdaki akan asil Türk kanı ise kan bağış noktalarında sıra oluşturursunuz. Evet hem ırkımızın gelenekleri ve örfleri hemde dinimizin gerekleri bunu göstermektedir. Türk Gelenekleri ve İslamiye insanlara yardım etmenin gerekliliğini söyler.Bizim için bir insana kan vermek zorunlu olduğumuz davranışlar arasındadır.

Kan bağışını kan merkezlerine giderek yapabilirsiniz. Kan bağışı yapmanın faydaları

  • Kemik iliğinin yağlanmasını önleyip, kan yapımı canlı tutulur.
  • Verilen kanın yerine, anında vücuttan genç hücreler dolaşımına katıldığı için, bağışçı daha dinç ve canlı olur.
  • Kandaki yüksek yağ oranı düşer.
  • Kan bağışı kalp krizi ihtimalini %90 azaltır.
  • Kan bağışlayan kişide baş ağrısı, stres, yüksek tansiyon, yorgunluk gibi rahatsızlıkların giderilmesinde çok büyük katkısı olur.
  • Kan bağışçısı her kan verdiğinde:
    AIDS , Hepatit B , Hepatit C , Sifiliz
    Kan grubu taramasından ücretsiz olarak yararlanmış olur.
  • Trafik kazasında yaralanan bir kimsenin, kan uyuşmazlığı olan bir bebeğin, kan bulunmazsa ölecek bir hastanın sizin verdiğiniz kanla kurtulmasının, size verdiği manevi duygu ölçüsüzdür. Bağışınız çok insancıl ve onurlu bir davranıştır.

    Sürekli ve düzenli kan bağışlayanlara:
    10 bağışta Bronz Madalya
    25 bağışta Gümüş Madalya
    35 bağışta Altın Madalya
    40 bağışta Plaket verilerek taltif edilir.

  • Kan bağışında bulunanlara KAN SİGORTA KARTI tahsis edilir. Bu kart gerçekleşmesini arzu etmediğimiz acil kan ihtiyaçlarında size ve soyadınızı taşıyan tüm yakınlarınıza tüm Kızılay Kan Merkezlerinden azami öncelikli kan alma ve sosyal güvencesi olmayanlar için ücretsiz kan temin edilmede kullanılır.

    Kan bağışı tecrübeli hekimlerimiz tarafından muayene edilerek gerçekleştirilir.

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF