Kamu Diplomasisi-1*

Ekleyen Bekir Aydoğan | Kategorisi Dünya, Siyaset, Tarih | Eklenme Tarihi : 31-07-2011

0

İletişim alanında yaşanan teknolojik gelişmeler, aynı anda hem küreselleşen hem de yerelleşen dünyamızda zaman ve mekân kavramlarını birer değer olarak karşımıza çıkartıyor, soğuk savaş döneminin tek boyutlu ikliminden sıyrılan uluslararası sistem, her geçen gün demokrasi, etnisite, din ve insan hakları odaklı taleplerle karşı karşıya kalırken, literatüre çok uzun zaman önce giren ama son dönemlerde çok sık zikredilen kamu diplomasisi kavramı; uluslararası arenada artık sadece devletlerin değil kamuoyunun da önemli bir aktör olabileceğini, geleneksel diplomasi yönteminin yeterliliğini yitirdiğini, politik süreçlerin devletler arasında yaşanan bürokrasiye ek olarak, sivil toplum örgütleri ve halk kitlelerini de kapsadığını ileri sürmektedir.

Kültür ve tarihin, bilgi ve iletişimle tüm dünyaya yayılabilmesi, devletlerin iç ve dış politikada etkinliklerini ve çalışmalarını meşrulaştırmak için aktif bir kamu diplomasisi gütmelerine ve yerli- yabancı kamuoyu nezdinde imaj kaygısı taşımalarına neden olmuştur.

Joseph Nye, kamu diplomasisini yumuşak gücün bir kullanım alanı ve politikası olduğunu, otoriter devletlerin yerlerini demokrasilere bıraktığı bugünlerde, her ne kadar yabancı liderler ile dost olunsa da, halkın ve meclisin nezdinde olumsuz bir izlenim bırakıldığı anda liderlerin etkinliğinin kısıtlanabileceğini belirtmiştir. Nye, bu gibi durumlarda kamuoyunda hedeflenen diplomasinin, sonuçlar açısından, liderler arasındaki geleneksel küçük diplomatik iletişimlerden daha önemli hale gelebileceğini de eklemiştir.1 Yazinin devamini oku »

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Askersiz mi kaldık ?

Ekleyen Kürşad Altan | Kategorisi Siyaset, Yaşam | Eklenme Tarihi : 29-07-2011

0

Genel Kurmay Başkanı İlker Koşaner, Kara Kuvvetleri Komutanı, Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Hava Kuvvetleri Komutanı 20 Temmuz 2011 tarihinde istifa ettiklerini açıkladı. Cumhuriyet tarihinde ilk kez gerçekleşen bu toplu istifa ise geride bir çok soru bıraktı.

Bu adamlar neden istifa etti ? Asker olmanın gereklerinden biride pes etmemeleri olsa gerek. Askerleri kolay kolay yıldıramazsınız. Öyle bir anlık kararla iş yapmazlar. Uzun bir süre düşünürler. Bu verdikleri karar öyle basit bir karar değildir. Her ne kadar emeklilik sürelerine fazla zaman kalmamış olsa da bir asker için istifa etmek kolay değildir.

Buradan itibaren kendi yorumumu katmaya başlıyorum. Bu adamlar istifa etti çünkü mecburlar… İstifa etmek zorunda bırakıldılar. Bu “Yandaş Medya” yalan yanlış, gerekli gereksiz, mantıklı mantıksız yayınlarıyla o kadar bıktırdı ki.

Bırakmak zorunda kaldılar çünkü neredeyse silah arkadaşları kalmadı. Bütün silah arkadaşları hapiste ve kendilerini her an alabilirler. Hapiste ki askerlerin, gazetecilerin, ülkücülerin yani siyasi olarak içeri alınanların hesabını nasıl verecekler acaba ? Bu insanların çoğunun suçsuz olduğuna inanıyorum.

Erdem Karakoç gibi bir ülkücünün hapiste olması, Mehmet Haberal gibi bir PROFESÖRÜN hapiste olması, onlarca komutanın hapiste olması kesinlikle siyasidir.  Bu zamana kadar sürekli hapiste yatanlar bugün intikam alıyorlar.

Alınan intikam doğru değildir. Siyasi adaletin tamamı yanlıştır. Hiç birini desteklemiyorum. Siyasi bir karar veren hakim kimin lehine karar verirse versin yanlış yapıyordur.  Yazinin devamini oku »

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

20. Yüzyıl Başlarında Petrol ve Ortadoğu*

Ekleyen Bekir Aydoğan | Kategorisi Dünya, Siyaset, Tarih | Eklenme Tarihi : 29-07-2011

0

Petrol; insan hayatına girdiği andan itibaren günlük yaşamda birçok kolaylıklar sağlamış, dönemin şartlarına ve insanların ihtiyaçlarına göre kimi zaman harç malzemesi, aydınlanma, ısınma ve ilaç amaçlı kullanılmış, kimi zaman da ateş topu vb. silahlarla korku ve tehdit unsuru olmuştur. Dünya üzerinde bu değerli maddeye olan ilgi zamanla artmış, 19. yüzyılda ABD öncülüğünde, İngiltere, Fransa ve Hollanda gibi ülkelerce birçok şirket kurulup, sanayi devriminin doğal bir sonucu olan makineleşmeyle süreç içerisinde kömürün yerini alacak petrol için kıyasıya bir mücadele başlamış ve böylece 20’nci yüzyılın çatışma bölgelerini belirleyecek stratejinin özü oluşmaya başlamıştır.

Yaşanan tarihsel süreç içerisinde bu şirketlerin faaliyetleri Osmanlı Devleti’nin sahip olduğu topraklar etrafında yoğunlaşmıştır. Jeopolitik konum olarak Osmanlı Devleti bir nevi petrol ülkeleri tarafından çevrilmiştir(1). Günümüz İran, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan devletlerinin ve diğer Ortadoğu ülkelerinin sahip olduğu petrol yatakları; 20’in yüzyılında başlarında İran’da petrol imtiyazı olan İngilizlerin ve ilgili diğer ülkelerin yönünü Osmanlı Devleti’nin topraklarına, özellikle de Irak sınırları içerisinde petrol bakımından zengin bir bölge olan Musul Vilayeti’ne çevirmesine sebep olmuştur.

Her ne kadar Lozan Görüşmeleri’nde batılı devletler bölgede azınlık problemi, dolayısıyla özgürlük meselesi olduğunu dayatmış olsalar da bu konunun ele alınışında Musul Vilayeti’nin sahip olduğu stratejik ve ekonomik(2) önemi görebiliriz. Zira 1926 yılı itibariyle Cemiyet-i Akvam temsilciliğiyle İngiltere ‘mandat’sı altındaki Irak’a bırakılan bölgede petrol lobilerinin etkisi göz ardı edilemez. Yazinin devamini oku »

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Bir Kamu Diplomasisi Örneği: TİKA*

Ekleyen Bekir Aydoğan | Kategorisi Siyaset, Tanıtım | Eklenme Tarihi : 29-07-2011

0

TİKA, 23 farklı ülkede 26 Program Koordinasyon Ofisi ve 100 civarı ülkede bizzat çalışmalarıyla ciddi bir kamu diplomasisi faaliyeti yürütmekte, bölge halkının ihtiyaçlarını ön plana çıkartan karşılıklı işbirliği ve ortak değerler üzerinden yürütülen çalışmalarla, güvenilirlik ve uzun vadeli politikalarda dostane temeller atmaktadır.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla 15 yeni devletin kurulması ve özerk bölgelerin bağımsızlık mücadelelerine girişmesi, hem bölge hem de tüm dünya ülkeleri için Avrasya’nın önemine ilişkin yeni politikaları gündeme getirmiştir.

Bu ülkeler parlamenter demokratik sistemi tesis etmek, piyasa ekonomisinin gereği olan insan ilişkilerini düzenleyecek hukuki değişiklikleri yapmak, serbest girişimin doğması ve gelişmesi için gerekli şartları sağlamak, bütün bunları yaparken de toplumun günlük ihtiyaçlarını belli düzeyde karşılamak ve umutlarını canlı tutmak durumundaydılar. SSCB’nin dağılmasıyla ortaya çıkan yeni devletler, temel ihtiyaç maddelerini bile karşılamayacak durumda olan ve idari örgütlenme düzeyleri düşük devletlerdi. Geçiş döneminde doğru kararların verilmemesi, bilgi ve beceri ile bu kararların uygulanmaması halinde doğacak, sosyal ve politik çalkantıların boyutlarının büyüklüğünü ve yaygınlığını fark eden Türkiye, SSCB’nin dağılması ile özellikle Türk Cumhuriyetleri’ne yönelik Teknik İşbirliği faaliyetlerini başlatmıştır. Bu çalışmalar içerisinde üzerine düşen görevi büyük bir sorumlulukla yerine getirmeye çalışan Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı, teknik yardım kapsamında önemli projeleri söz konusu ülkelere yönelik sürdürmektedir. Bağımsızlıklarını kazanan Türk Cumhuriyetleri’nde ilk etapta, sosyal ve kültürel alanda projeler yürüten TİKA, bu ülkelerin Türkiye ile olan temaslarını artırmak gayesiyle, TRT yayınlarının bölgede izlenmesini, Latin alfabesinin yaygınlaşması için matbaa hibe edilmesini, değişik alanlarda uzmanların Türkiye’de eğitilmesi gibi birçok teknik yardımın gereklerini de yerine getirmektedir(1). Yazinin devamini oku »

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Genel Kurmay Başkanı Işık Koşaner İstifa Etti

Ekleyen Kürşad Altan | Kategorisi Siyaset, Yaşam | Eklenme Tarihi : 29-07-2011

2

Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner istifa etti.

Kritik Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısı öncesi G.Kurmay Başkanı Işık Koşaner istifa etti…

Koşaner’in “gördüğü lüzum” üzerine istifa ettiği belirtildi.

Koşaner, istifasını Başbakan Tayyip Erdoğan’a sundu. Hükümetin bu istifa üzerine nasıl bir tavır sergileyeceği bilinmiyor.

YAŞ toplantısında tutuklu generallerin durumuyla ilgili krizin çözülmesi için bir dizi toplantı yapılmıştı.

YAŞ bu durumda pazartesi günü Genelkurmay Başkanı Koşaner olmadan toplanacak.

 

Genel Kurmay Başkanı Işık Koşener’in neden istifa ettiği henüz belli değil. Son dönemlerde artan terör olayları sebebiyle istifa ettiğini düşünüyorum. Ama yalnızca istifa etmesi gereken kişi o değil bence… Genel Kurmay Başkanı Işık Koşaner’in istifa dilekçesi Sayın Başbakan’a ulaştı…. Hükümetin nasıl bir tavır sergileyeceği henüz belli değil. Gelişmeleri sitemizden takip edebileceksiniz.

Bugün Cumhurbaşkanı ve Başbakanla görüşen Işık Koşaner çok önemli YAŞ toplantısı öncesinde neden istifa etti ?

Işık Koşaner Neden istifa etti sorusuna şuan yanıt aranıyor.

Kara Kuvvetleri Komutanı Neden İstifa Ettti sorusuna şuan yanı aranıyor.

Deniz Kuvvetleri Komutanı Neden İstifa Etti sorusuna şuan yanıt aranıyor.

Hava Kuvvetleri Komutanı Neden İstifa Etti sorusuna şuan yanıt aranıyor.

Kara Kuvvetleri komutanı, Deniz Kuvvetleri Komutanı, Hava Kuvvetleri komutanı ve Jandarma Komutanı istifa etti. Kuvvet Komutanları ve GEnel Kurmay Başkanı toplu olarak istifa ettiler.

 

Genel Kurmay Başkanı Işık Koşaner ve Kuvvet Komutanları İSTİFA ETTİ.

 

 

Org. Işık Koşaner kimdir?

Ani Şekilde istifa eden Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sebahattin Işık Koşaner’in özgeçmişi şöyle:

Orgeneral Işık Koşaner, 1945 yılında İzmir’de doğdu. 1965 yılında Kara Harp Okulu’ndan, 1966 yılında Piyade Okulu’ndan mezun olan Orgeneral Koşaner, 1976 yılına kadar Kara Kuvvetleri Komutanlığına bağlı çeşitli birliklerde takım ve bölük komutanlığı, Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığında öğretmenlik ve Harekat Eğitim Subaylığı yaptı.

Kara Harp Akademisi’nden 1978 yılında mezun olan Orgeneral Koşaner, kurmay subay olarak Genelkurmay Özel Harp Daire Başkanlığı emrinde çalıştı.

İtalya’nın Napoli kentinde Güney Avrupa Müttefik Kuvvetleri Komutanlığı (AFSOUTH) İstihbarat Dairesinde karargah subaylığı yapan Orgeneral Koşaner, 3. Ordu Komutanlığı Lojistik Başkanlığı Plan Koordinasyon Şube Müdürlüğü, Genelkurmay Strateji Kuvvet Plan Dairesinde Kuvvet Plan ve Program Şube ile Strateji Şube Müdürlüğü, 8. Piyade Tümen 131. Piyade Alay Komutanlığı, Genelkurmay Özel Harp Dairesi Kurmay Başkanlığı ve Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı Kurmay Başkanlığı görevlerinde bulundu.

Orgeneral Koşaner, 1992 yılında tuğgeneralliğe terfi ederek bu rütbe ile Kara Kuvvetleri Lojistik Plan Daire Başkanlığı ve 1. Komando Tugay Komutanlığı görevi yaptı.

1996 yılında tümgeneralliğe terfi eden Orgeneral Koşaner, bu rütbe ile Kara Harp Okulu Komutanlığı görevini yürüttü. Orgeneral Koşaner, 2000 yılında korgeneralliğe terfi ederek, Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı ve Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı görevlerinde bulundu. Geçen yıl orgeneralliğe terfi ederek Ege Ordu Komutanlığına atanan Orgeneral Koşaner, 2005 yılı itibariyle de Genelkurmay 2. Başkanlığı görevine getirildi.

30 Ağustos 2006′da Jandarma Genel Komutanı olan Orgeneral Koşaner, 30 Ağustos 2008 itibariyle de Kara Kuvvetleri Komutanlığına atandı. Nurdan Koşaner ile evli olan Orgeneral Koşaner, iki çocuk babası. Orgeneral Koşaner, İngilizce biliyor.

ORGENERAL KOŞANER’İN TÜM DERSLERİ PEKİYİ

30 Ağustostan itibaren Genelkurmay Başkanlığını yürütecek olan Orgeneral Sebahattin Işık Koşaner, Zonguldak’ın Devrek ilçesinde başladığı ve 2 yıl devam ettiği ilköğretim okulunda bütün dersleri ‘pekiyi” derecesiyle tamamlamış.

1945 yılında İzmir’de doğan Koşaner, babasının bir dönem çalıştığı Devrek’te, o yıllardaki adıyla İsmet İnönü 2. Mektebi’nde (Fatih İlköğretim Okulu) eğitim hayatına başladı.

İlköğretim okulunun ilk 2 sınıfını Devrek’te tamamlayan Koşaner’in okulda saklanan sınav sonu defterinde, ders notları ve bitirme derecesi ile talebe künye defterinde siyah beyaz vesikalık fotoğrafının yer aldığı kaydı bulunuyor.

Defterdeki “çocuğun her sene imtihan neticesinde vaziyeti” bölümünde Koşaner’in 1952-1953 ve 1953-1954 eğitim öğretim döneminde sınıf bitirme derecesi “pekiyi” olarak belirtilmiş.

Orgeneral Koşaner, ilköğretim 1. sınıfta Türkçe, hayat bilgisi, geometri, resim-iş ve müzik gibi bütün dersler ile hal ve gidiş, temizlik, diş bakımı gibi değerlendirmelerden de “pekiyi” almış.

İkinci sınıfta yine bütün dersleri “pekiyi” olan Koşaner’in, diş bakımı konusundaki derecesi “iyi”ye düşmüş. Okul numarası 77 olan Koşaner’in sınıf öğretmenliğini ise aynı zamanda okul müdürü Ali Eroktay yapmış.

Koşaner’in, 2 yıllık eğitiminin ardından babasının işi gereği başka bir bölgedeki okula nakli gerçekleşmiş.

SESSİZ VE ÇALIŞKAN BİR ÖĞRENCİYDİ

Orgeneral Koşaner ile aynı sırayı paylaştığını belirten ilkokul arkadaşı Ali Ulusoy, şunları söyledi:

“Işık Koşaner, başarılı bir öğrenciydi. Sürekli çalışırdı ve uysal yapısı vardı. O zaman ‘millet bahçesi’ denilen alana gider, orada diğer arkadaşlarımızla oyunlar oynardık. İnsanlarla ilişkisi o kadar iyiydi ki hiçbir gün ne ailesinden ne de yakınlarımızdan azar işitmemiştir. Öğretmenimiz Ali Eroktay da onu çok severdi. Sessiz ve çalışkanlığıyla biliniyordu.”

Okulun şu anki müdürü Hayati Masalcı da Koşaner’in okullarında 2 yıl eğitim öğretim görmesinden mutluluk duyduklarını belirterek, “Koşaner’in Devrek gibi güzel bir ilçede okula başlayıp, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde önemli görevlerde bulunmasının mutluluğunu ve onurunu yaşıyoruz. Öğrencilerimizden de aynı başarıları bekliyoruz” dedi.

 

 

Kara Kuvvetleri Komutanı Erdal Ceylanoğlu Kimdir

 

Orgeneral Erdal CEYLANOĞLU’nun Öz Geçmişi

Orgeneral Erdal CEYLANOĞLU, 1945 yılında Kayseri’de doğmuştur. 1961 yılında Selimiye Askeri Ortaokulundan, 1964 yılında Erzincan Askeri Lisesinden, 1966 yılında Kara Harp Okulundan, 1967 yılında Piyade Okulundan ve 1971 yılında Hava Lisan Okulundan mezun olmuştur.

Deniz Kuvvetleri Komutanı Kimdir ?

ORAMİRAL UĞUR YİĞİT
DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANI

Oramiral Uğur YİĞİT

1945 yılında İstanbul’da doğan Oramiral Uğur YİĞİT, ilk ve ortaokul tahsilini İstanbul’da tamamlamasını müteakip, 1959 yılında Deniz Lisesi’ne girmiş ve 1964 yılında Deniz Harp Okulu’ndan mezun olmuştur.

Donanma’nın çeşitli gemilerinde branş subaylığı ve bölüm amirliği görevlerinde bulunduktan sonra, 1975-1977 yılları arasında Deniz Harp Akademisi öğrenimi görmüştür. Kurmay subay olarak Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Plan Teşkilat Daire Başkanlığı Milli ve NATO Plan Subaylığı, Mayın Filosu Komutanlığı Harekat Şube Müdürlüğü, TCG MUAVENET II. Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Harekat Başkanlığı Teşkilat Şube Müdürlüğü görevlerini yapmış, 1982-1985 yılları arasında Napoli/İTALYA’da NAVSOUTH NATO Karargahı Harekat Plan Subaylığı görevini müteakip TCG YÜCETEPE Komutanı olmuştur.

1986-1989 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Plan Teşkilat Daire Başkanlığı Plan Şube Müdürlüğü’nden sonra, 1989-1990 yıllarında Harp Filosu Komutanlığı Kurmay Başkanlığı, müteakiben II. Muhrip Filotillası Komodorluğu ve Donanma Komutanlığı Harekat Başkanlığı görevlerinde bulunmuş, 1992 yılında Tuğamiralliğe terfi etmiştir.

1992-1994 yılları arasında Deniz Harp Okulu Komutanlığı yapan Oramiral YİĞİT, 1994-1996 yılları arasında Napoli/İTALYA’da NAVSOUTH NATO Karargahı Plan Prensipler Başkanı olarak görev yapmıştır.

1996 Yılında Çanakkale Boğaz Komutanlığı’na atanan Oramiral YİĞİT, 30 Ağustos 1997 tarihinde Tümamiralliğe terfi etmiştir. Oramiral YİĞİT, 1997-1999 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Lojistik Başkanlığı, 1999-2001 yılları arasında Mayın Filosu Komutanlığı görevlerini müteakip, 2001 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Denetleme ve Değerlendirme Başkanlığı’na atanmış ve 2002 yılında Koramiralliğe terfi etmiştir.

Denetleme ve Değerlendirme Başkanlığı görevini müteakip, 2003-2005 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanlığı ve 2005-2007 yılları arasında Kuzey Deniz Saha Komutanlığı görevlerini deruhte etmiş ve 30 Ağustos 2007 tarihinde Oramiralliğe terfi etmiştir.

2007-2009 yılları arasında Donanma Komutanlığı görevini ifa eden Oramiral YİĞİT 26 Ağustos 2009 tarihinden itibaren Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevini deruhte etmektedir.

Oramiral YİĞİT, TSK Üstün Hizmet Madalyası, TSK Şeref Madalyası, NATO Madalyası (Eski Yugoslavya) ve Batı Avrupa Birliği Görev Hizmet Madalyası (Eski Yugoslavya) sahibidir.

Bayan Pınar YİĞİT ile evli olan Oramiral YİĞİT’in Sibel adında bir kızı ve Tolga adında bir oğlu vardır.

 

Deniz Kuvvetleri Komutanı Kimdir ?

Orgeneral Hasan Aksay Biyografisi

 

Hava Orgeneral Hasan AKSAY, 1947 yılında Ödemiş/İzmir’de doğmuştur. 1965 yılında Askerî Hava Lisesi’nden, 1967 yılında Hava Harp Okulu’ndan ve 1969 yılında uçuş okulundan mezun olmuştur. 

1979 yılına kadar Hava Kuvvetleri’ne bağlı çeşitli birliklerde filo kol uçucusu olarak görev yapan Hava Orgeneral AKSAY, 1981 yılında Hava Harp Akademisi’nden mezun olmuş, ardından Kurmay Subay olarak; 4’üncü Ana Jet Üs 141’inci Filo Komutanlığı’nda Eğitim Subaylığı, Harekât Subaylığı ve Filo Komutanlığı, Hava Kuvvetleri Genel Sekreterlik Koordinasyon Şubesi’nde Harekât Subaylığı ve Ş. Md. lüğü, Ottowa Askerî Ataşeliği, 6’ncı Ana Jet Üs Komutanlığı’nda Kontrol Heyeti Başkanlığı ve Harekât Komutanlığı, 2’nci Hava Kuvveti Komutanlığı’nda Harekât Başkanlığı görevlerini yürütmüştür. Bu arada 1994 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisi eğitimini tamamlamıştır.

Hava Orgeneral Hasan AKSAY, 1994 yılında tuğgeneralliğe terfi ederek bu rütbede; 8’inci Ana Jet Üs Komutanlığı, Hava Kuvvetleri Harekât Başkanlığı, Plan Harekât Daire Başkanlığı görevlerinde bulunmuş ve 1998 yılında tümgeneralliğe terfi etmiştir.

Tümgeneral rütbesi ile; 1’inci Hava Kuvveti Komutan Yardımcılığı ve Hava Kuvvetleri Harekât Başkanlığı görevlerini yürütmüştür. 2002 yılında korgeneralliğe terfi ederek sırasıyla; Hava Eğitim Komutanlığı, 1’inci Hava Kuvveti ve Birleştirilmiş Hava Harekât Merkezi Komutanlığı, Hava Kuvvetleri Değerlendirme ve Denetleme Başkanlığı ile Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı görevlerinde bulunmuş ve 2007 yılında orgeneralliğe terfi etmiştir. Orgeneral olarak; Harp Akademileri Komutanlığı görevini müteakip 25 Ağustos 2009 tarihi itibarıyla Hava Kuvvetleri Komutanlığı görevine atanmıştır. 

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’na katılan ve ayrıca, NATO’nun Bosna-Hersek’te icra ettiği Barışı Koruma Harekâtı’nda birlik komutanlığı yapan Hava Orgeneral AKSAY;

    NATO (1993),
    Türk Silahlı Kuvvetleri Üstün Cesaret ve Feragat (1996),
    Türk Silahlı Kuvvetleri Başarı (1997),
    Türk Silahlı Kuvvetleri Üstün Hizmet Madalyaları (2007),
    Pakistan İmtiyaz Madalyası (2009) ve
    TSK Şeref Madalyası sahibidir.

Bayan İclal AKSAY ile evli olan Hava Orgeneral Hasan AKSAY, iki çocuk babasıdır.

 

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Suudi Arabistan’ın Sosyal, Politik ve Ekonomik Yapısı*

Ekleyen Bekir Aydoğan | Kategorisi Siyaset, Tarih | Eklenme Tarihi : 26-07-2011

0

Şeriat yasalarının anayasa olarak kabul edildiği Suudi Arabistan’da, kralın hem yasama hem de yürütme yetkilerini elinde bulundurarak, kendisinin atadığı bakanlar kurulunun verdiği kararların yine kendisi tarafından veto edilebilmesi, ülkede herhangi bir siyasi partiye izin verilmemesi ve her yurttaşın dinleme oturumlarında krala şikâyetlerini iletebileceği yönündeki düzenlemeler, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki ayaklanma yaşamış birçok ülkeden daha az demokratik bir rejime sahip olan S. Arabistan’ın, sadece nüfusun %25’ini oluşturan Şiilere karşı mezhepsel bir ayrımın değil, tüm vatandaşlarının tepkisini çekebilecek ülke yönetimine katılım hakkına yönelik eksikliğin de odağı olduğu görülmektedir.

Nüfusun büyük bölümünün başkent Riyad, Cidde, Mekke, Taif, Medine, Dhahran, Dammam, El Huber ve Hufuf gibi büyük kentlerde toplandığı ülkenin Basra Körfezi kıyısında Şii nüfus yoğunluk göstermekte, toplam nüfusun %97’sinin müslüman olduğu ülkede resmi dil olan Arapçanın yanında birçok lehçe de varlığını sürdürmektedir.

Ekonomisinin temeli petrole dayananan, ham petrol ve petrol ürünlerinin, devlet gelirlerinin %90′dan çoğunu oluşturduğu ülkede, başlıca petrol bölgeleri olan; El Huber, Ash Sharqiyah, Dhahran, Dammam ve Al Qatif’te petrolün büyük bölümü ARAMCO şirketi tarafından çıkartılmakta ve petrolden elde edilen kazançla; petrol yatakları, petro-kimya sanayisi ve yapay gübre üretimi gibi sanayi kolarının yanı sıra demir-çelik sanayisi, çimento sanayisi, besin sanayisi, vb. dallar gelişim göstermektedir. Yazinin devamini oku »

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Yumuşak Gücü Yok Saymak*

Ekleyen Bekir Aydoğan | Kategorisi Siyaset | Eklenme Tarihi : 25-07-2011

0

Yumuşak güç, sadece geçici bir imaj değil; aksine istenilen sonuçlara ulaşmak için, ikna ve cazibe yöntemleri ile başkalarının sizin amaç ve değerlerinizi paylaşmasını sağlayabilmektir. Böylelikle hedeflerinize ulaşmak için meşru bir destek ve uzun vadeli planlarınızda sizinle ortak değerleri paylaşan dostlar kazanabilirsiniz.

Yumuşak güç, sadece geçici bir imaj değil; aksine istenilen sonuçlara ulaşmak için, ikna ve cazibe yöntemleri ile başkalarının sizin amaç ve değerlerinizi paylaşmasını sağlayabilmektir. Böylelikle hedeflerinize ulaşmak için meşru bir destek ve uzun vadeli planlarınızda sizinle ortak değerleri paylaşan dostlar kazanabilirsiniz. Popülaritenin ve kısa süreli koalisyonların gelip geçici olması, kalıcı müttefiklerin ve uluslararası kuruluşların önemini artırmaktadır. Bu önem, belirli ülkelerden oluşan koalisyonların olayları belirlediği dönemden, olayların koalisyonları şekillendireceği dönemlere geçiş sürecinde olduğumuzu ve bu oluşumlara dâhil ülkelerin tek yanlı politikalarını eskisi kadar yürütemeyeceklerini göstermektedir.

Bir ülkenin kendi çıkarları nispetinde yaptığı iş birliğinin derecesi, bir başka ülkenin, cazibesinin o ülke halkı için ne ifade ettiği ve uluslararası arenada ne kadar meşru görüldüğü ile ilgilidir. Eğer ABD’nin müttefikliği, bir ülkenin kamuoyunda doğru karşılanmıyorsa, devlet yöneticileri anti-Amerikancı bir üslup takınarak kimi zaman geri çekilen kimi zaman da imtiyazcı karmaşık bir dış politika sergileyebilir. Diğer ülkelerin kamuoylarında çekici olmanın önemi görmezden gelinirse bunun olumsuz etkisi uzun vadede kendisini gösterecektir. Örneğin ABD, 2003 yılında BM kararını beklemeden Irak’a müdahale etmiş ve Haziran 2003’te, ABD, Irak’ta planlandığından daha fazla direnişle karşılaşınca, ordunun etkin görevde bulunan 33 muharebe tugayı oraya bağlı kalmıştır. Amerika, Hindistan’dan, Pakistan’dan, Fransa’dan ve diğer ülkelerden, barışı koruma ve polis kuvvetleri istemiş; fakat Hindistan, Fransa ve Almanya ve diğerleri, birliklerini ancak BM’nin himayesinde gönderebileceklerini söylemişlerdir. Ayrıca, 2003 yılında BBC tarafından 11 ülkede yapılan bir kamuoyu araştırması, birçok insanın, ABD’yi, dünya barışı açısından Kuzey Kore’den daha çok tehlike arz eden kibirli bir süper güç olarak gördüğünü ortaya koymuştur(1). ABD’nin savaş öncesi ve savaş sırasında takındığı sert üslubu ve uluslararası örgüt ve dengeleri yok sayarak kararlar alması; hem bu ülkelerin kamuoylarında olumsuz etki bırakmış hem de tek yanlı dış politikası diğer ülkelerin yöneticileri tarafından meşru kabul edilmediği için fazla destek bulamamıştır.

ABD, 2003 Mayısında Irak’ta elde edilen başarılardan sonra BM’ye ve diğer ülkelere, Irak’ta önemli uluslararası bir rol vermeme konusunda direnmiştir. Ancak yaza doğru, ölü sayısı ve masraflar artınca, ABD, birçok ülkenin, BM’nin onayı olmadan bu yükü paylaşmak istemediğini görmüştür. Irak’tan sorumlu en üst Amerikalı komutan, General John Abizaid, “Irak’ta ve Arap dünyasında, Amerika’nın büyük bir güç yüzdesine sahip olduğuna dair görüşlerini küçümseyemezsiniz” demiş; fakat şöyle devam etmiştir; “Diğer ülkelerin siyasi seçmenlerinin de memnun edilmesi gerekir; çünkü onlar ABD’nin kuklası değil, uluslararası topluluğun araçları rolünü oynuyorlar(2).” 2001 Ekiminde, Irak için yapılacak Madrid Bağış Konferansı’ndan önce, New York Times, Bağdat’taki işgal yönetiminin başkanı L. Paul Bremer’in, “O kadar paraya ihtiyacım var ki, iktidardaki uluslararası topluluğa karşı ilkeli muhalefetimizi değiştirmeliyiz.” dediğini bildirmiştir(3). Tüm bu örnekler, ABD gibi ekonomik ve askeri bir gücün bile sert gücünü ön planda tutan tek yanlı ve dışlayıcı dış politika üslubundan dolayı sınırlarının zorlandığını göstermiştir. Küresel bilgi çağında, her yeni oyun için kısa vadeli anlık koalisyonlar kurmak yerine, diğerlerini de kurumsal ittifaklara çekerek ve mevcut meşru kurumları zayıflatmaktan kaçınarak karşılıklı bağımlılık ve iş birliği süreçlerinden hem kendi ülkeniz hem de küresel sistemin yararına olabildiğince faydalanmak gerekmektedir.

ABD merkezli bir düşünce kuruluşu olan Rand Şirketi’nden John Arquilla ve David Ronfeldt’e göre; bilgi çağında güç, sadece güçlü savunmalardan değil, güçlü ortaklıklardan da gelecektir. Geleneksel gerçekçi yaklaşımlar, başkalarıyla paylaşmayı zorlaştırır. Ancak bilgi çağında, böylesi bir paylaşım, başkalarının bizimle iş birliği yapmalarını artırmakla kalmaz, ayrıca yapma eğilimlerini de artırır(4). Joseph Nye’e göre ise, zekâyı ve becerileri başkalarıyla paylaştığımız zaman, ortak yaklaşımlar ve ortak bir bakış açısı geliştiririz ve bu da yeni tehditlerle başa çıkma gücümüzü artırır. Güç, çekicilikten ileri gelir. Çekiciliğin gücünü, sadece geçici bir popülerliğe indirgemek, bilgi çağının yeni gerçekleri kadar yeni liderlik teorilerinden de önemli kavrayışları gözden kaçırmak demektir(5).

Egemen devletlerin doğuşundan bugüne kadar birçok farklı güç kaynağı değişken bir ivme izleyerek kritik roller üstlenmiş, demokrasinin üstün geldiği bilgi devriminin etkisinde kalan toplumlarda yumuşak güç, demokrasinin yerleşmediği ve henüz sanayileşmekte olan toplumlarda ise sert güç öne çıkmıştır.

Güç ve otorite kavramları, sahip olunan yumuşak güç ve güvenilirlik kapasitesini doğrudan etkilemektedir. Başkalarının karar ve davranışlarınıza saygı göstermesi otoriter bir güç kaynağı olurken, otorite sahibi olmadan da güç gösterisinde bulunabilirsiniz. Tek fark eylemlerinizin meşruiyeti ve tepkilerin niteliğidir. Joseph S. Nye ve David A. Welch’e göre; güç ampirik, otorite ise normatif, ahlaki ve hukuki bir kavram. ABD’nin, meşru yollardan seçilmiş Guatemala Devlet Başkanı Jacobo Árbenz Guzmán’ı 1954’te CIA tarafından düzenlenen bir darbeyle devirme gücü vardı, ama bunu yapma otoritesi yoktu. Guatemala egemen bir devletti(6). Benzer bir örnek, ABD’nin, 2 Mayıs 2011’de Pakistan devletinden izin almadan Abodabad’a düzenlediği baskın sonucu, Usame Bin Ladin’in Pakistan askeri tesislerine yakın mevkideki konutunda öldürülmesi sonrasında yaşanmıştır. Pakistan hükümeti, ABD’den aldığı maddi yardımlar ve karşılığında ABD ile yürüttüğü iş birliğine rağmen, kamuoyunda yükselen “ABD tarafından yapılan operasyonla Pakistan devletinin egemenliğinin hiçe sayıldığı” söylemi, hükümet yetkililerinin bir anda anti-Amerikancı bir üslup takınmasına neden olmuştur. Öte yandan ABD’nin Pakistan kamuoyu için zaten etkin olmayan yumuşak gücü, yapılan operasyonun Pakistan devletinin otoritesini sarsacak bir güç gösterisi şeklinde algılanmasıyla daha da azalmıştır. Ayrıca, Usame Bin Ladin’in öldürüldüğü operasyonun adının “Geronimo” olduğu ortaya çıkınca ABD yönetimine karşı ABD vatandaşı Apaçiler tarafından da yoğun tepki gösterilmiş ve Oklahoma eyaletinde bir Apaçi kabilesinin lideri, ABD Kongresi’nden 2009’da “yurt savunmasındaki cesareti” nedeniyle övgü alan Geronimo’nun, Amerika’da yerlilerin direnişinin sembolü olduğunu ve kendisiyle bir ”terörist” arasında bağ kurulmaması gerektiğini belirtmiştir.

Yumuşak gücün iç ve dış politikada dikkate alınmaması hem sert gücün gereğinden fazla kullanılmasına sebep olmakta; hem de yerli ve yabancı kamuoyları nezdinde yumuşak gücün etkinliğinin ve güvenilirliğinin zayıflamasına yol açmaktadır.

*Bekir Aydoğan/Ekopolitik Araştırma Merkezi

Alıntılar:

[1] Joseph S. Nye, Yumuşak Güç, Elips Kitap, s. 70, 71

[2] Nye, a.g.e., s. 130, Ayrıca bakınız: General John Abizaid; Alındığı yer: Erich Schmitt, “General in Iraq Says More G.I.s Are Not the Answer”, New York Times, 9 Ağustos 2003, s. 1.

[3] Nye, a.g.e., s. 130, ayrıca bakınız: Steven Weisman, “US Set to Cede Part of Control over Aid for Iraq”, New York times, 20 Ekim 2003, s. 1

[4] John Arquilla ve David Ronfeldt, The Emergence of Neopolitik: Toward an American Information Strategy, Santa Monica, RAND Şirketi, 1999, s. 52

[5] Nye, a.g.e., s. 131

[6] Joseph S. Nye, Jr., David A. Welch, Küresel Çatışmayı ve İşbirliğini Anlamak, Çeviren: Renan Akman, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s. 60

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Mardinde Üç Şehit Verdik

Ekleyen Kürşad Altan | Kategorisi Siyaset | Eklenme Tarihi : 24-07-2011

0

Selamun Aleyküm ;

Öncelikle hepimizin başı sağolsun. Daha verdiğimiz şehitlerimizin şokunu atlatamadan ve atlatamayacakken yeni bir haber ile sarsılıyoruz…  Tüm Şehitlerimize ALLAH’TAN RAHMET diliyorum.. Haberlerin ardı arkası kesilmiyor ve sürekli şehit haberleri alıyoruz…

Başbakan ve yanındakilerden en ufak bir hareket göremiyoruz. İşte bunun için bu adamı hiç sevmedim, sevmeyeceğim. Beni sözlerle, cümlelerle oyalamaya çalışıyorlar. Neymiş efendim terörle karaklı mücadelesine devam edecekmiş. Ya bırak ALLAH aşkına. Kimi kandırıyorsun sen ?  Hoş güzel kandırıyorsun ya. Yoksa Türkiye’nin yarısının oyunu alabilir miydin ?

Şu kadar şehidimiz var çıkıp ne yaptın ? Terörle mücadele için ne yaptın başbakan ? Terörle mücadeleden çok müzakere yapıyorsun. Açılımlarla kandırmaya çalışıyorsun. Teröristin anasıyla benim anamı bir tutuyorsun. Analar ağlamasın diyorsun. Ulan bırak benimkiler ağladı onlarınki de ağlasın….  Yazinin devamini oku »

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Atatürk Açılımı

Ekleyen Alinti-Yazar | Kategorisi Siyaset, Yaşam | Eklenme Tarihi : 21-07-2011

0

Diyarbakır’ın Silvan ilçesindeki hain saldırıda ve İzmir’de meydana gelen kazada şehadete yürümüş askerlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralı gazilerimize acil şifalar diliyoruz. Türk milletinin başı sağ olsun.

Ülkemizde gelişen son olaylar Türk milletini derinden yaralamış ve üzmüştür. Vatanımızın bölünmez bütünlüğüne kasteden terör örgütü, eylemlerine bir yenisini daha eklemiş, haince düzenlediği pusu sonucunda 13 askerimiz şehit düşmüş, 7 askerimizde yaralanmıştır. Ülkemizin bölünmez bütünlüğünü ve milli birliğini hedef alan bu saldırıyı en ağır üslupla lanetliyoruz.

Bölücü terör örgütünün faaliyetlerine her geçen gün yenisini eklemesi Türk milletinin sabrını ve direncini son noktaya getirmiştir. Aynı gün Cumhuriyet tarihinde bir ilk yaşanırken bu olayı kimse gündeme bile almadı. Aynı şehirde DTK “özerklik” ilan etti. Demokratik Toplum Kongresi, Cumhuriyet tarihinde bir ilki gerçekleştirmiştir. DTK nın aldığı karar metninde “bundan sonra bölgemizdeki bütün insanlarımızdan kendilerini demokratik özerk Kürdistanlı tanımlamalarını talep ediyoruz” ifadesi yer almaktadır. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde, T.C. Anayasasını baştan sona ihlal eden bu karar karşısında meydanlara inerek “şehitler ölmez, vatan bölünmez” diyerek yaptığımız sözlü tepkinin hiçbir getirisi olmayacaktır. Biz bu politikayı devam ettirdiğimiz takdirde bu olayların ardı arkası kesilmeyecektir. Devletimiz, gerekli yaptırımı uygulayarak kesin çözüme gitmelidir. Yazinin devamini oku »

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

ÖLÜM UYKUSUNDAN NE ZAMAN UYANACAĞIZ

Ekleyen Alinti-Yazar | Kategorisi Siyaset, Yaşam | Eklenme Tarihi : 20-07-2011

0

Parsel parsel eylemişler dünyayı
Bir dikili taştan gayrı nem kaldı
Dost köyünden ayağımı kestiler
Bir akılsız baştan gayrı nem kaldı

Padişah değilem ceksem otursam
Saraylar kursam da asker yetirsem
Hediyem yoktur ki dosta götürsem
İki damla yaştan gayrı nem kaldı

Mahzuni serifim cıksam dağlara
Rastgelsem de avcı vurmuş marala
Doldur tüfeğini beni yarala
Bir yaralı döşten gayrı nem kaldı……
Yazinin devamini oku »

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Vatan Sevdalısı Erdem Karakoç

Ekleyen Alinti-Yazar | Kategorisi Siyaset, Yaşam | Eklenme Tarihi : 12-07-2011

1

Oradaki arkadaşlar gidip oturma eylemi yapalım gidip basın açıklaması yapalım dedikçe böyükler hep olmaz bekleyelim dediler.Yine orada oturmaya devam ettiler bacak bacak üstüne atıp kapalı kapılar arkasında kulis yaptılar her zaman olduğu gibi..
Çoğu içeri alınan ülkü abidelerinin arkadaşları omuz omuza veripte dava için mücadele ettiği kişilerdi.


…Bir ara bir fısıltı daha dolaştı dedilerki sessiz olun tepki vermeyin bu durum sizleri(mhp) rahatlatacak ve orada bulunan ülkücüler demokratik olan tepkilerini vermek için beklerken bu söz üzerinede suskunluğa terk edildiler.Böyükler mevki makam peşinden koşarken biz bu adamlarla yıllarca omuz omuza yürek yüreğe idik bizlerde utanılacak bir şey varsa ortağız demediler.360 derece dönüp durdular..Mevki makam demek insanı böyle değiştiriyor.Suçsuz olduklarına inandıkları dava arkadaşlarını bu iki söz üzerine çok ama çok kolay bir şekilde satmışlardı.Ankarada dayımız ses versin öyle konuşalım dediler..Bu devranın zamanında özelliği demekki arkadaşlarını hemen satmakmış.. Yazinin devamini oku »

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

6 arkadaşımız bırakılmazsa TBMM’ye gitmeyeceğiz :)

Ekleyen Kürşad Altan | Kategorisi Siyaset, Yaşam | Eklenme Tarihi : 20-06-2011

0

Mardin Bağımsız(!) milletvekili Ahmet bir konuşma yapıyor kendince. Ahmet diyor ki  eğer kck tutukluları bırakılmazsa meclise gelmeyiz. Ya hep ya hiç açıklaması yapıyor. Akşam akşam iyi güldüm. Biz sizin meclise girmenizi istemiyoruz. Aynı zamanda kck tutukluların serbest bırakılmasını da istemiyoruz. Şahsen benim için mükemmel bir teklif :)

Haburda serbest bıraktılar zaten bunları tutsunlar. Benim suçsuz yere yatan ülküdaşlarım içerdeyken bu teröristler mi serbest bırakılacak ? Bırakmasınlar kardeşim kalsınlar içerde.

Hatta Ahmet şöyle bir açıklama yapsın. Eğer kck tutukluları serbest kalmazsa bizde içeri gireriz. Bence bu çok daha güzel bir tehtit olur. Düşünsenize ahmet ve yanındakiler hapse atılıyor. Aman Allah’ım ülkemiz ve dünya ne çok şey kaybeder değil mi ?

Ahmet akşam akşam beni güldürdün ama Allah seni güldürmesin. Çünkü sen teröristsin. Teröristler gülmesin.

6 arkadaşımız bırakılmazsa meclise girmeyiz, 6 arkadaşımız bırakılmazsa parlementoya girmeyiz. 6 arkadaşımız bırakılmazsa TBMM’ye gitmeyeceğiz. 6 arkadaşımız bırakılmazsa TBMM’yi tanımayacağız. Şakacı ahmet… Yazinin devamini oku »

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

ÜLKÜCÜLER BU DURUMA TEPKİSİZ KALMAMALI

Ekleyen Alinti-Yazar | Kategorisi Siyaset, Yaşam | Eklenme Tarihi : 20-06-2011

0

Bugün MHP yeniden şekillendirilmesi için yapılan çalışmalar hız kızandı ve kazanmayada devam edecek..Ülkücü kimliğe sahip olan ve itibar görenler bir bir Ülkücü hareketin içinde uzaklaştırılmaya çalışılmaktadır. Bunun örneklerinide kaset ve tutuklama olaylarında yaşadık ..

Bireysel olarak iki kişinin kendi düşüncelerini karşılıklı yorumlarını paylaşmayı suç sayan bir düzenle karşı karşıya kalınmıştır. Bu konuşmalarda suç unsuru oluşturmasada suç sayacak derecede alçalan bir bir yapıyla kişilerle kurumla karşı karşıyayız. İşin acı yanı Ülkücüler tarafından olan kısmı sessizliğe gömülmeleridir.Tepkisizleştirilmeleridir.
Mhp üzerinde oynanan oyunlar bugün hedefine yavaş yavaş ulaşmaktadır.Ne varki ülkücülerin bir kısmıda bu ayak oyunlarına aldanıp kendilerini ayakçı konumuna sokmaktadırlar…
Devlet beyin gitmesini isteyen ülkücüler abuk subuk konuşmalara başlamışlar ama onlardada anladığımız ülkücülük ahlakından uzaklaşmış olmalarıdır..Eğer lider değişecekse bunun cevabı kongrede verilir.Mahalle karıları gibi dedikodu yaparak değil.. Yazinin devamini oku »

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Taraf Gazetesinin Haddini Bilmez Haberi

Ekleyen Kürşad Altan | Kategorisi Siyaset, Yaşam | Eklenme Tarihi : 16-06-2011

62

Konuşmayacağım bundan sonra diyorum.  Beni ilgilendirmez bundan sonra diyorum. Satan satsın, bölen bölsün diyorum ama yinede sessiz kalamıyorum. İçim içimi yiyor, sinir kat sayım yükseliyor. Bu nasıl şerefsizliktir, bu nasıl bir yayıncılıktır, bu nasıl Türklüktür anlayamıyor, anlatmaya çalışanlara da sinir oluyorum. Belki haberiniz yoktur diye bilgilendireyim biraz.

“Fetullahtan Taraf”  Gazetesi bir haber yapıyor. Bu haberide manşetten veriyor. Haber anayasa değişikliği ile ilgili. Şöyle bir cümle var manşette. “Türkiye Türklerindir Saçmalığının” bak sen şerefsizliğe, bölücülüğe, Türk düşmanlığına bak sen. Şuanda ana avrat küfrediyorum da yazıya dökemiyorum siyasi ahlaktan ötürü. Eminim sizlerde küfürleri eksik etmiyor ve bu nasıl olur diye düşünüyorsunuzdur. Ama oluyor işte 50% gibi bir rakam bu cümleleri kurdurabiliyor bu şerefsizlere.

Ulan sen kimsin bu haberi yapıyorsun. Türkiye Türklerindir Saçmalığı ne demek lan. Bazı kendini bilmezler ise şu yorumu yapıyor “Türkiye bütün herkesin, Türk, Kürt, Laz, Çerkez herkes eşit. Bu ülke hepimizin .”  Biz aksini iddaa etmiyoruz ya ama kendine Türk diyemeyen hiç kimse ile ne kardeş olurum, ne toprağımı ne aşımı nede nefesimi paylaşırım. Yazinin devamini oku »

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Ülkücüler İçerde Teröristler Dışarda

Ekleyen Kürşad Altan | Kategorisi Siyaset | Eklenme Tarihi : 04-06-2011

1

Selamun aleyküm;

11 Ülkücü Çete Üyesi Olmak Suçundan(!) Gözaltında

Ülkemizde yaşanan hadiseleri hepimiz az çok takip edebiliyoruz. Türkiye 2002 yılından bugüne kadar çok şey yaşadı. İyisiyle, kötüsüyle tam 9 sene yaşadık hep beraber. 2002 yılından beri yaşadığımız olayların kimini hatırlıyor, kimini hatırlamıyoruz. 2002 yılından önceki yıllarda yaşadıklarımızın birazını hatırlıyor birazını hatırlamıyoruz.

İnsan beyni geçmişi hep bugünden yorumlar. Yani eğer bugün haberlerde 1999 yılında yaşanan cinayetler gösterilirse biz o yılda yaşadığımız kötü şeyleri aklımıza getiririz. Ama haberler 1999 yılının ilkbaharını gösterirse o yıla ait iyi şeyleri aklımıza getiririz.

Beynimizin böyle bir çalışma şekli vardır. Yaşadığımız hiç birşeyi unutmayız ama bize hatırlatmadıkları sürece aklımıza getiremeyiz.

2001 yılına dair aklınızda sadece kriz varsa bu size sadece onun anlatıldığı içindir. O yüzden özellikle bugünlerde, seçime çok az bir zaman kala bir beyin fırtınası yapınız. Beyin fırtınası yapınız çünkü 8,5 yıllık iktidar döneminde olmaz işler oldu, yok artık denilen hadiseler başımıza geldi.

2002 yılından bugüne terörün nasıl arttığını hepimiz biliyoruz. Terörden bahsediyoruz sürekli amacımız terörü istismar etmek değil canlarını veren ŞEHİDLERİMİZİN emanetlerine sahip çıkmaktır.  Yazinin devamini oku »

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF