DİYABET NEDİR ?

Tıptaki adıyla “diabetes mellitus“,gündelik dilde “şeker hastalığı” olarak bilinir. Çağlardan beri bilinen bir hastalık. Eski kaynaklarda bile sık idrara çıkma, susama gibi belirtiler kaydedilmiş. Şekerli diyabet, şekersiz diyabet ve renal (böbrek) diyabet gibi çeşitli tipleri var. Ancak şekerli diyabet diğerlerine göre daha yaygın görülüyor ve daha ciddi etkileri var.

Diyabet, başta karbonhidrat (şeker) olmak üzere protein ve yağ metabolizmasını ilgilendiren hormonal bir hastalıktır. Daha çok kendini kan şekerinin yüksek olmasıyla ve buna bağlı diğer yan etkileriyle gösterir. Diyabet hastalarında temel sorun kandaki glikozun (şekerin) hücrelerimize giremeyişidir. Normalde besinlerle aldığımız veya karaciğerdeki depolardan kana salınan glikoz (şeker), pankreas denen bir organımız tarafından salgılanan İNSÜLİN hormonu aracılığıyla hücrelere girer ve enerji dönüştürülür. Hücrelerin üzerinde değişik maddelerin girmesine izin veren kapılar bulunur. Bu kapılar normalde kapalıdır ve uygun anahtar varlığında açılır. İşte diyabet tam olarak bu kapıların açılmaması durumudur. Bu örnekten ilerlersek diyabet, anahtar işlevi gören İNSÜLİN hormonu yetersizliğine ve/veya insülinin etkilediği reseptörlerin (hücre kapısındaki kilidin) bozukluğuna bağlı gelişmektedir.

 

KAÇ TİP DİYABET VAR VE SIKLIĞI NEDİR ?

Nedenlerine göre bir çok diyabet tipi olmakla birlikte en çok görülenler tip1(insüline bağımlı) ve tip2 (insülinden bağımsız) diyabetlerdir.

TİP 1 DİYABET

Daha çok çocuklarda ve genç erişkinlerde görülür. Genelde 40 yaş altında görülür. Bu hastalıkta insülin üreten pankreastaki beta hücrelerinin hasarı otoimmun bir süreç (vücudun bağışık sisteminin kendi hücrelerini tanıyamaması ve onlara saldırması) sonunda meydana gelir. Mutlak veya göreceli bir insülin yetmezliği olduğundan hastalar ömür boyu insülin hormonu (enjekte ederek) almak zorundadır. Zaten insüline bağımlı diyabet olarak adlandırılır.Toplumda tüm diyabet hastalarının %8-10 unu oluştururlar.

TİP 2 DİYABET

Sıklıkla erişkinlerde ve şişman (obez) kişilerde görülür. Tip 2 diyabette insülin salgıları normaldir, fakat hücrelerin giriş kapılarında sorun vardır. Yani kapının kilidi, anahtar olan insülini tanımayınca glikozun hücre içine girişi engellenir. En sık görülen diyabet tipidir. Yaklaşık tüm diyabetlilerin %90 gibi büyük bir bölümünü teşkil eder. Uzun bir süre insülin olmaksızın yaşamlarını sürdürebilirler onun için buna insülinden bağımsız diyabet olarak adlandırılır. Tip 2 diyabetli hastaların birinci derece yakınlarında diyabet hastalığı sıklıkla görülür. Yani kalıtsal yönü olan bir hastalıktır. Özellikle büyük damarlarda oluşturduğu makrovasküler hasarla damar sertliği yani “ateroskleroz” ve buna bağlı ölümlerin sebeplerinden birisidir. Bu hastalık ortaya çıkmadan yıllar önce laboratuvarda saptanabilen “glikoz tolerans bozukluğu” olarak da bilinen geçiş dönemindeyken hastalığın ortaya çıkmasını tetikleyen bazı faktörler (aşırı kilolu olma,egzersiz yapmama) ortadan kaldırılarak hastalık önlenebilir. Glikozun damar duvarına olan etkisi daha bu glikoz tolerans basamağındayken başlıyor. Bu nedenle yeni diyabet tanısı almış bir hasta bile aterosklerozdan çoktan etkilenmiş olabilir.

 

DİYABETİN BULGULARI NELERDİR?

Diyabete bağlı bulgular başta vücuttaki karbonhidrat (şeker),yağ ve protein metabolizmasının bozulmasına bağlıdır. Hangi nedenle olursa olsun, ister insülin eksikliğinde isterse glikoz girişinde bir direnç söz konusu olduğunda,kandaki fazla glikozun olumsuz etkileri görülür. Kan serum düzeyinin üzerine çıkan (180 mg/dl) glikoz, idrarla atılmaya başlar. Böbreklerden atılan glikoz beraberinde sıvı atılımını da artırır ve sonuçta çok ve sık idrar yapma (poliüri) görülür. Vücut poliüri ile kaybettiği sıvıyı çok su içerek (polidipsi) karşılamaya çalışır. Organizma enerji kaynağı olarak glikozu kullanamadığı için iştah artar. Öteki taraftan yedek enerji depolarımız kullanılmaya başlanır. Vücut enerji elde etmek için yağ kullandığında ise keton denilen moleküller açığa çıkar. Bu molekülde ağızda aseton kokusuna benzer bir koku oluşturur. Bunun sonucunda ise iştah artmasına rağmen kilo kaybı olur. Bu klasik bulguların yanında çabuk yorulma, görme bulanıklığı, sık deri enfeksiyonu, uzun süre kapanmayan yaralar…

 

DİYABETE NASIL TANI KOYULUR?

Diyabet tanı kriterleri WHO (DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ) gibi çeşitli kuruluşlar tarafından belirleniyor. Bu kriterlere göre,klasik diyabet belirtileri olan birinin herhangi bir zamanda (açlık tokluk fark etmez) kan şeker değeri 200 mg/dl ve bunun üzerindeyse, en az 8 saatlik aç (kalori almayan) kişinin kan şeker değeri 126mg/dl’ye eşit ya da daha yüksek olması kişinin diyabet hastası olduğunu gösterir. OGTT (Oral Glikoz Tolerans Testi) denen bir yöntemle de tanı konulabiliyor. Burada glikozdan zengin bir sıvı alındıktan 2 saat sonra kan şekeri ölçülür; eğer kan şekeri değeri 140-199 mg/dl ise Bozulmuş glikoz toleransı (gizli şeker), 200mg/dl veya daha yüksek ise diyabet tanısı konulur.

 

DİYABET NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Hangi tip diyabet olursa olsun,kan şekerini kontrol altına alma diğer tedavilerden önce gelir.Daha sonra ise tansiyon ve kan yağları-kolesterol düzeyinin kontrolüdür. Bu kan yağları ve kolesterol düzeyleri normal insanın değerlerinden daha alt seviyeye çekilmelidir. Hastaların sigara gibi ateroskleroz riskini artıracak bir kullanımı hiç kabul edilemez, hemen bırakması gerekir. Tip 1 diyabetliler, halen çalışmaları süren pankreas nakli olmazlarsa ömür boyu insülin almaları gerekir. İnsülin de ağızdan alınmaz. Dolayısıyla deri altı yağ dokusuna enjekte edilir. Günümüzde kalem, pompa ve çok ince iğnesi olan şırıngalarla insülin tedavisi çok rahatlıkla uygulanabilmektedir. Tip 2 diyabetliler ise tedavi genellikle beslenme alışkanlıklarının düzeltilmesi, şişman hastalarda kilo verilmesinin sağlanması, düzenli egzersiz ve ağızdan alınan insülin salgılanması ve şekerin kullanımını düzenleyen ilaçlarla tedavi edilir. Ancak ilerleyen zaman içinde bu hastalığın tedavisi için de insülin kullanılması gerekebilir. Ancak tip 2 diyabetli olan kişiler kendilerini yemek yeme alışkanlıklarında düzen kurarak, aktif olarak fiziksel aktivite yaparak ve kilo vererek yaşam standartlarını yükseltebilirler.

 

DİYABET HASTALARINA BAZI ÖNERİLER!!!

  • Şeker dahil olmak üzere hiçbir gıda yasak değil. Fakat ölçülü olmalı!
  • Hergün aynı saatte ve benzer miktarda yemek yemelisiniz.
  • Kilo vermeniz gerekiyorsa her türlü yağı kısıtlamalısınız. Yemekleri kızartmak yerine ızgara veya fırında pişiriniz. Yağsız etleri (balık, derisiz tavuk), yağsız peynir, yağsız süt ve yoğurt gibi az yağlı yiyecekleri tercih ediniz.
  • Hamur tatlılar yerine meyveli veya sütlü tatlıları tercih ediniz.
  • Günlük ortalama 1.5-2 L su içiniz. Çok önemli ihmal etmeyin! Çay ve diğer içecekleri suyun yerine koymayın.
  •  Daha çok lifli (posalı) gıdalar (çiğ sebze, meyve, kepek-çavdar ekmeği vb.) tüketin.
  • Hazır gıdaları zorda kalmadıkça tüketmeyin. Aksi halde etiket bilgilerini iyi inceleyin.
  • Eğer insülin kullanıyorsanız yanınızda bir miktar kesme şeker taşıyın!  Eğer fazla insülin yükleyip hipoglisemi (kan şekerinin 50mg/dl’den daha aşağı olması) yapabilirsiniz. Çok önemli bir sorun oluşturur.
  • En önemli koruyucu yöntem ise egzersiz yapmak. Tek başına egzersiz bile kan şekerini düşürüyor, kilo vermenize yardımcı oluyor, bol su içmenize yardımcı oluyor… Ancak egzersiz en az 30-40 dakika sürmeli.

SAĞLIKLI GÜNLER…

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

5 Yorum Yapıldı

  1. auto dismantler insurance

    22 Ekim 2010 at 02:17

    Stanley FTW…

    Kind Regards,
    Ashley

  2. pet insurance

    21 Ekim 2010 at 20:30

    I have to hear just what Dorothea says about that…

  3. Kürşad

    20 Ekim 2010 at 16:31

    Thanks

  4. medicare life insurance

    17 Ekim 2010 at 19:41

    Great writing! I wish you could follow up on this topic :)