Efsanevi Şehir: İstanbul

Genel Bilgiler

İstanbul Türkiye’nin en kalabalık nüfuslu şehri ve ekonomik başkentidir. Plaka kodu 34 olan şehir 39 ilçeye bölünmüştür. Şehrin nüfusu 2013 tarihli veriye göre 14.160.467’dir. Şehir nüfusu bakımından büyükşehir statüsündedir. Hatta megakent olarak da tanımlanır. İstanbul’un ilçe sayısı 22 Mart 2008’tarihinden itibaren 39’a yükseltilmiş ve bu ilçelerin 25’i Avrupa Yakasında, 14’ü ise Anadolu Yakasındadır. İstanbul 39 ilçeye bölündüğü gibi, bu ilçeler de toplamda 782 mahalle ve 151 köye bölünür.

39 ilçeli İstanbul şehrinin Ankara ve İzmir’de de olduğu gibi resmi bir merkez ilçesi yoktur. Ancak şehrin tarihi göz önünde tutularak bir yorum yapılması gerekirse, “Şehrin merkezi suriçi olarak da bilinen Fatih İlçesidir.” yorumu yapıla bilinir.

Şehir, merkezden atanan bir vali ve yerel seçimlerle seçilen belediye teşkilatı ile belediye bakanı tarafından idare edilir.

Bugün şehrin kurulu olduğu arazinin yüzölçümü 5.313 km^2’dir. Yalova İli 6 Haziran 1995’e kadar İstanbul’un bir parçası iken şehrin yüzölçümü 5.712 km^2 idi. Suriçi olarak bilinen eski şehrin yüzölçümü ise Galata ve Üsküdar gibi şehirle bağı olan küçük yerleşim yerleri ile birlikte sadece 25 km^2 kadardı.

İstanbul’un yaz ayları sıcak ve kurak geçerken kışları serin ve yağışlı geçer. İstanbul’un iklimi için genelleme yapılması gerekirse ılıman bir iklime sahip olduğunu söylene bilinir. Şehrin doğal 3 gölü vardır. Bunlar Büyükçekmece, Küçükçekmece ve Terkos gölleridir.

İlin büyük bir kesiminde makiler bitki örtüsünü oluşturur. Bunun yanı sıra Adalar ve Kocaeli yarımadasının batısında kızılçam ormanları ve Yıldız Dağlarına doğru ise meşe ve kayın ormanları görülür. Şehir genel anlamda düzlüklerle kaplı iken İstanbul’un en yüksek noktasını ise 537 metre ile Aydos Dağı oluşturur. Şehirdeki ciddi diğer bir yükselti ise 442 metre ile Alemdağ’dır.

 

Tarih

 

Kentin Kuruluşu

İstanbul ve çevresinde yerleşim tarih öncesi çağlara kadar dayanır. İstanbul’un yerleşim tarihi 300 bin yıla dayanırken kentsel tarihi 8.500 yıl kadardır. İstanbul kentinin kuruluşu hakkında çok fazla söylence vardır. Bu söylencelerin bazıları fantastik öğeler barındırır. En gerçekçi ve yaygın olan söylencelerden birine göre;

Yunanistan’da Megara’dan yola çıkan bir grup, yeni bir şehir kurmak için uygun bir yer arar. Byzas önderliğinde yola çıkan grup Antik Yunan’ın en ünlü kahinleri olan Delfi Kahinleri’ne uğrar. Delfi Kahini şehrin körler ülkesinin karşısına kurulacağını söyler. Daha sonra Megaralılar yollarına devam ederler. Uzun bir yolculuktan sonra mola verdiklerinde bulundukları yerin karşı kıyısında bir kasaba görürler. Bu kasaba 20 yıl önce kurulmuş olan Khalkedon yani Kadıköy’dür. Megaralılar bulundukları yerin güzelliklerini görmeyip karşı kıyıda kasaba kuran Khalkedonluların kör olduğuna kanaat getirip şehirlerini mola verdikleri bu yerde yani Sarayburnu’nda kurmaya karar verirler. Kent, kurucusu olduğu Megaralılar’ın lideri Byzas’ın adını alarak Byzantion olarak adlandırıldı.

Bu söylence ne kadar doğrudur veya kentin kuruluş hikayesini bu kadar netleştirmek ne kadar mümkündür bilinmez ama tarihi araştırmalar Yunanlıların Anadolu topraklarını kolonileştirdiği dönemde tahminen M.Ö. 660 yılında kurulduğunu işaret ediyor.

Kentin Siyasi Tarihi

Byzantion kuruluşundan Romalıların işgaline kadar geçen vakit içerisinde istikrarsız bir dönem geçirmiştir. Bu dönemde işgal, kargaşa ve kuşatma gibi huzursuzlar yaşamıştır. Bunlara Pers işgali, Pers-Yunan savaşları ve Kelt saldırıları örnek verilebilir.

Romalılar şehri M.S. 73’te işgal ettiler ve Byzantion Roma İmparatorluğu’nun bir parçası oldu. Roma İmparatorluğu şehirde gücünü arttırmak için halkını Latinleştirmeye başladı. Bu dönemde Byzantion Latince olarak Byzantium olarak anılmaya başlandı. Romalıların hakimiyetinde, şehir gelişmeye ve surlarla çevrilmeye başladı. Fakat M.S. 193’te iç karışıklıklar nedeniyle imparator Septimius Severus şehri cezalandırmak için surlarını yıktırmıştır. Ama daha sonra tekrar yaptırmıştır. Bugünkü İstanbul surları ise II. Theodosius’un yaptırdığı surlardır.

Roma’nın Yeni Başkenti Konstantinopolis

Şehir en önemli gelişimini I. Constantinus döneminde yaşamıştır. Constantinus’un döneminde, 286 yılında Roma İmparatorluğu bölündü. I. Constantinus önce Batı Roma’nın hükümdarı oldu. Sonra 324 yalında doğu kanadının da hakimi olunca imparatorluk tekrar birleşti. I. Constantinus şehri büyük yapılarla donattı. 330’a gelindiğinde şehir Roma İmparatorluğu’nun yeni başkenti oldu. Ve bu başkentlik statüsünü 1600 yıl kadar koruyacaktı. Şehir Roma Şehri’ne çok benzediği için Nova(Yeni) Roma olarak anılmaya başladı. Fakat bu çok uzun sürmedi ve Constantinus’un şerefine şehre Konstantinopolis adı verildi. I. Constantinus ölümünden

hemen önce vaftiz oldu ve Hıristiyanlık’ı seçti(337). Tarihte ilk kez bir Roma imparatoru Hıristiyan olmuştu. Bu olay şehri giderek Hıristiyanlık’ın merkezi haline getirdi ve bu olaydan 200 yıl sonra yani 537’de zamanının en büyük katedrali ihtişamlı Ayasofya, Konstantinopolis’i şereflendirecekti. O zamanlar Konstantinopolis(İstanbul)’in siluetini Hipodrom, Büyük Bizans Sarayı ve surlar oluşturuyordu. Daha sonra bu fotoğrafta Ayasofya da yer buldu. Şehirdeki diğer önemli yapılar ise su kemerleri ve sarnıçlar idi. Şehir, kuruluş döneminde suyunu çevreden sağlamıştır. Fakat şehir kalabalıklaşmaya başlayınca içme suyunu temin etmek de sorun haline gelmişti.Bu amaçla kente su, 22 km ötedeki Belgrad Ormanı’ndan su kemerleri yardımıyla getirildi. Kaynağından çıkan su, su kemerindeki olukların içerisinden mükemmel bir eğim sayesinde akarak şehrin su sarnıçlarına boşalırdı.
Konstantinopolis'in silueti


Ayasofya Katedrali

Ardından sarnıçlarda, su içindeki yoğunluğu fazla olan mineraller dibe çöker ve bu sayede su arınmış olurdu. Sonunda arınmış olan su şehirdeki çeşmelerden içme suyu olarak temin edilirdi.

Doğu Roma Dönemi

Roma İmparatorluğu, 395 senesine gelindiğinde bir daha birleşmemek üzere ikiye bölündü. Ve Konstantinopolis Doğu Roma İmparatorluğu’nun sınırları içerisinde kaldı. Şehir, Konstantinopolis adını taşırken birçok kez kuşatma gördü, ancak iki kez düştü. Konstantinapol’ün ikinci düşüşü Doğu Roma(Bizans) İmparatorluğunun sonunu getirdi. Birinci işgal ise 1204 yılında Dördüncü Haçlı seferi sırasında yaşanmıştı. Konstantinopolis’i 7. ve 8. yüzyıllarda Avarlar, Sasaniler, Slavlar ve Araplar kuşattılar.

Şehrin sürekli kuşatılması halkın korku içinde yaşamasına neden oluyordu. Surların dışında halkın can ve mal güvenliği yoktu. Konstantinopolis kuşatmadan kurtulmak için çoğunlukla şehri kuşatan güçlere yıllık vergi ödemeyi kabul ediyordu.  Tabi bir sonraki yıl bu anlamayı unutuyordu. Ama yine de bu kenti zor duruma düşürüyor, ticaretin zayıflamasına dolayısıyla da kent halkının fakirleşmesine yol açıyordu. Kentin fakirleşmesindeki diğer bir faktör taşradaki çiftçilerin can güvenliği sorunu nedeniyle şehre akın etmeleriydi. Şehir gecekondularla dolmuştu. Suçlar artmış, yasalar uygulanamaz duruma gelmişti.

Derken imparatorluk Makedonya hanedanı döneminde yeniden güçlendi. Kaybedilen topraklar yeniden ele geçirildi, düşmanlar püskürtüldü. Konstantinopolis tekrar gelişmeye başladı.

Haçlılar Konstantinopolis’te

Doğuda Türk tehdidi görüldü. Malazgirt Zaferi ile Anadolu’ya giren Türkler Konstantinopolis’e ciddi derecede yaklaşınca I. Aleksios Haçlılardan yardım istedi. Ne Yazık ki Haçlıların Bizans ve Konstantinopolis için daha büyük bir tehlike olabileceğini düşünememişti. Haçlılar Bizans’a yardım için değil Kudüs ve diğer kutsal toprakları ele geçirmek için geliyorlardı. Haçlılar Türklerden aldıkları yerleri Bizans’a tekrar vermek yerine işgal ederek kendi küçük kontluklarını kurdular. Dördüncü Haçlı seferi sırasında Konstantinopolis 1204 yılında Haçlılar tarafından işgal edildi. Ve Konstantinopolis’te bir Latin İmparatorluğu kuruldu. Haçlılar şehri yakıp yıktılar, ellerine ne geçtiyse yağmaladılar. Şehirde ne kadar değerli eşya varsa çaldılar. Bunlara Ayasofya’nın tepesindeki büyük altın haç da dahil… Döneminin en zengin şehri çok hızlı bir şekilde fakirleşmişti.

Latin işgali Bizans topraklarında yeni Bizans devletçiklerinin kurulmasına neden oldu. Bu devletçiklerden en güçlüsü İznik İmparatorluğu’ydu. İznik Bizans topraklarını geri almaya başladı. Konstantinopolis çevresindeki topraklara da hakim oldu. İznik ordusu 1261’de Konstantinopolis’e girdi ve Latin egemenliğine son verdi.

 

 Galata Kulesi  GalataBu arada Latin işgali nedeniyle Cenevizliler kentten Pera’ya bugünkü adıyla Galata’ya taşınmışlardı. Galata Cenevizliler için çok değerliydi. Karadeniz kıyısındaki Ceneviz limanlarına (Kefe, Sinop gibi) giden yol üzerinde çok stratejik bir konumdaydı.  Şehirde yeniden Bizans hakimiyeti tahsis edilince Cenevizliler koloninin yani Galata’nın çevresini Surlarla çevirdiler. 1348’de de Pera surlarının merkezine de Galata Kulesini diktiler. Galata Kulesi Cenevizliler zamanında düşmanı gözlemek için yapılmıştı. Osmanlılar döneminde ise yangın kulesi olarak kullanıldı. Günümüzde ise lokanta vs. olarak kullanılır.Konstantinopolis’in Fethi

Osmanlı Bizans’la birçok savaşa girmiş ve topraklarının çok büyük bir kısmını fethetmişti. Birçok Osmanlı padişahı Hz Muhammed’in övgüsüne mashar olabilmek için şehri almayı planlamıştır. I. Bayezid de şehri almak için kuşatmıştır. Kuşatmayı kolaylaştırmak içi de Anadolu Hisarı’nı yaptırmıştır.

Fakat Ankara’ya yürüyen Timur nedeniyle kuşatmayı kaldırıp Timur’u durdurmak için Ankara’ya gitmiştir. Yıldırım Bayezid’in tutsak düşmesi nedeniyle Osmanlıdaki otorite boşluğu nedeniyle Konstantinopolis’in Fethi gecikmiştir. II. Mehmed şehri tekrar kuşatmış ve Anadolu Hisarı’nın karşısına, boğazın diğer tarafına Rumeli Hisarı’nı yaptırmıştır. Bizans ise Osmanlı donanmasının Haliç’e girememesi için zincir germişti. Türk ordusu ise gemileri karadan yürüterek Haliç’e inmeyi başardı. Kuşatma 53 gün sürdü ve 29 Mayıs 1453 tarihinde şehir düştü.

Osmanlılar İstanbul’da

Fetihten sonra II. Mehmed, Fatih Sultan olarak ün yaptı. Türk ordusu Konstantiniyye’ye girdiğinde şehir harap durumdaydı. Hipodrom ve Büyük Bizans Sarayı harabeye dönmüştü. Ayasofya ise bakımsızdı. Surlar, su kemerleri ve sarnıçlar ise Osmanlıların kuşatma korkusu gibi bir korkuları olmadığı için önemini kaybetti ve unutulup gitti.

Osmanlılar Ayasofya başta olmak üzere şehirdeki birçok kiliseyi camiye çevirdi. Şehre Türkler yerleştirildi. Ama Konstantinopolis halkına da şehirde yaşama hürriyeti verilmişti. Fakat birçok Bizanslı aydın Avrupa’ya kaçtı ve Rönesans’ı başlattı.

Osmanlılar şehre çok fazla yatırım yaptılar. Şehirdeki yapılar onarıldı. Şehri camiler, hamamlar, külliyeler vs. yapılarla donattılar. Şehir çok hızlı bir şekilde büyüdü ve gelişti. Sultan, boğaza ve Haliç’e hakim bir konumda olan Topkapı Sarayı’nı inşa ettirdi ve tahtını buraya taşıdı. Konstantinopolis artık Osmanlı Devleti’nin başkentiydi.

Araplar şehre Konstantiniyye diyorlardı. Türklerin gelmesi ile İstanbul adı da zikredilmeye başladı. Ama yine de Konstantinopolis adı cumhuriyetin ilk yıllarına kadar İstanbul ile beraber kullanıldı.

Osmanlı Devleti güçlendikçe İstanbul’da gelişiyordu. 16. yüzyıla büyük bir imparatorluk başkenti olarak giren İstanbul, Küçük Kıyamet olarak bilinen 1509 İstanbul depremi ile büyük bir yıkıma uğradı. Ama 80.000 kişinin istihdamı ile şehir yeniden diriltildi. Günümüze ulaşan Osmanlı eserlerinin çoğu bu depremden sonra inşa edilen mimari yapılardır. Örneğin Mimar Sinan’ın kalfalık eseri Süleymaniye Camii veya Sultanahmet Camii… Bu eserler ve daha fazlası 1509 depreminden sonra inşa edilmiştir.

Yavuz Sultan Selim’in 1517’de Mısır’ı fethetmesi ile halifelik Osmanlılara geçti. Ardından Kutsal Emanetler İstanbul’a, Topkapı Sarayı’na taşındı. Şehir halifelikle beraber bir nevi İslam dünyasının da başkenti oldu. Şehir hali hazırda Ortodoks dünyasının da başkentiydi.

Bütün bu gelişmeler İstanbul’a dünya siyasetine yön verme gücü sundu. Öyle ki Napolyon Bonapart İstanbul için “Eğer dünya tek bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu.” cümlesini kullandı.

 

20. yüzyıla gelindiğinde ise Osmanlı Devleti İttifak Devletleri ile aynı safta I. Dünya Savaşı’na girdi. Savaşın sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ile İstanbul İtilaf Devletleri’nce 13 Kasım 1918 tarihinde işgal edildi. Bu işgal İstanbul’un Kuruluşu’na kadar sürdü. İşgal kuvvetleri İstanbul’da adeta terör estirdiler. İstanbul 6 Ekim 1923’te işgalden kurtuldu. Ama yeni kurulan cumhuriyetin başkentliğini Ankara yapmaya devam etti. Günümüzde İstanbul Türkiye’nin ekonomik başkentidir.  İstanbul'daki İtilif Kuvvetleri

 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>