Kamu Diplomasisi-1*

İletişim alanında yaşanan teknolojik gelişmeler, aynı anda hem küreselleşen hem de yerelleşen dünyamızda zaman ve mekân kavramlarını birer değer olarak karşımıza çıkartıyor, soğuk savaş döneminin tek boyutlu ikliminden sıyrılan uluslararası sistem, her geçen gün demokrasi, etnisite, din ve insan hakları odaklı taleplerle karşı karşıya kalırken, literatüre çok uzun zaman önce giren ama son dönemlerde çok sık zikredilen kamu diplomasisi kavramı; uluslararası arenada artık sadece devletlerin değil kamuoyunun da önemli bir aktör olabileceğini, geleneksel diplomasi yönteminin yeterliliğini yitirdiğini, politik süreçlerin devletler arasında yaşanan bürokrasiye ek olarak, sivil toplum örgütleri ve halk kitlelerini de kapsadığını ileri sürmektedir.

Kültür ve tarihin, bilgi ve iletişimle tüm dünyaya yayılabilmesi, devletlerin iç ve dış politikada etkinliklerini ve çalışmalarını meşrulaştırmak için aktif bir kamu diplomasisi gütmelerine ve yerli- yabancı kamuoyu nezdinde imaj kaygısı taşımalarına neden olmuştur.

Joseph Nye, kamu diplomasisini yumuşak gücün bir kullanım alanı ve politikası olduğunu, otoriter devletlerin yerlerini demokrasilere bıraktığı bugünlerde, her ne kadar yabancı liderler ile dost olunsa da, halkın ve meclisin nezdinde olumsuz bir izlenim bırakıldığı anda liderlerin etkinliğinin kısıtlanabileceğini belirtmiştir. Nye, bu gibi durumlarda kamuoyunda hedeflenen diplomasinin, sonuçlar açısından, liderler arasındaki geleneksel küçük diplomatik iletişimlerden daha önemli hale gelebileceğini de eklemiştir.1

Anna Tiedeman’ın; bir hükümetin kendi ulusunun ideallerini, fikirlerini, kurumlarını, kültürünü aynı zamanda ulusal hedeflerini ve hali hazırdaki politikalarını yabancı kamuoyuna anlatmak için girdiği bir iletişim süreci2 olarak tanımladığı kamu diplomasisini, Evan Potter bir hükümetin başka bir ulusun halkını, kanaat önderlerini ve aydınlarını, kendi ulusal politikaları için avantaja dönüştürmek amacıyla etkilemeye çalışması3 şeklinde belirtmiş, Hans Tuch ise hükümetlerin kendi ulusunun politikalarını, düşüncelerini ve ideallerini, kurumları ve kültürlerini, ulusal hedeflerle güncel politikalarını başka halklara anlatmayı amaçlayan bir iletişim süreci4 şeklinde tanımlamıştır.

Stratejik bir iletişim aracı olarak kamu diplomasisi, “kamuoyunun anlaşılması, bilgilendirilmesi ve etkilenmesi´” faaliyetlerinin toplamı olarak tanımlanmaktadır.5 Bu sürecin önemli bir parçası olan siyasi iletişim ise “siyasi bir imkân ve kaynak olarak bilginin devletler, örgütler yahut bireyler tarafından üretilmesi, dağıtılması, kontrolü, kullanımı ve proses edilmesi” olarak tasvir edilmektedir.6

Kamu diplomasisine ilişkin yapılan farklı tanımlamalar, bu kavramın bir devletin mevcudiyetini sürdürmesi ve bu süreci yönetirken olabildiğince kazançlı çıkabilmesiyle de ilgilidir. Bilginin yaşanan telekomünikasyon devrimiyle tüm dünyaya rahatça ulaşabilmesi, bilgiye ve bu dolaşım ağına sahip olanları da güçlü kılmaktadır. Cristopher Ross, Amerika’nın dış hizmetler görevlilerinin, izole olmuş izleyicilere çift makaralı filmleri göstermek için jiplerle Latin Amerika’nın iç bölgelerine ve dünyanın diğer uzak bölgelerine gittikleri günlerin çok gerilerde kaldığını söyleyerek7, günümüzde bilgi yayılımının daha kolay olduğunu belirtmektedir.

Herbert A. Simon’a göre, teknolojik gelişmeler, bilgiyi işleme ve iletme masraflarının oldukça azalmasına neden olmuş, bunun sonucunda da “bolluk paradoksu”nun oluştuğu bir bilgi patlaması meydana gelmiştir.8 Nye, bilginin çokluğunun ilginin azalmasına neden olduğunu, insanların karşılarına çıkan bilginin büyüklüğü altında ezilerek, neye odaklanacakları konusunda ayırt etmede zorlandıklarını belirterek; bilgiden ziyade ilginin nadir bulunan bir kaynak olduğunu öne sürmüştür. Nye’e göre, bu kargaşa ortamında değerli bilgileri ayırt edebilenler ve dikkatimizi nereye odaklayacağımızı söyleyebilenler bu güç kaynağına sahip olacaktır.

İnsanların propaganda konusunda daha tedbirli ve duyarlı davrandığı bugünlerde, editörler ve fikir liderleri arasında, güvenirlik ciddi ve önemli bir yumuşak güç kaynağıdır. Zira, itibar geçmişte olduğundan daha önemli bir hâle gelmekte ve güvenirliğin  oluşturulması ve yok edilmesi konusunda siyasi mücadeleler yaşanmaktadır. Devletler, güvenirlik için, sadece diğer devletlerle değil, haber medyasını, anonim şirketleri, sivil toplum örgütlerini, uluslararası kuruluşları ve bilimsel topluluklar ağını kapsayan çok sayıda alternatifle de rekabet etmektedir. Siyasetin rekabete dayanan bir güvenirlik yarışması haline gelmesi geleneksel güç politikalarının değişime uğradığını da göstermektedir.9

Nye, dünya siyasetinde itibarın her zaman önemli olduğunu; fakat “bolluk paradoksu” yüzünden güvenirliğin rolünün, daha önemli bir güç kaynağı hâline geldiğini, propaganda gibi görünen bilgilerin, sadece reddedilmekle kalmadığını, bir ülkenin güvenirlik konusundaki itibarına zarar verdiği taktirde ters de tepebileceğini belirtmiştir. Saddam Hüseyin’in kitle imha silahları tehdidi ve El Kaide bağlantılarının gücüyle ilgili abartılı iddialar, Irak Savaşı’nda, yerel desteğin harekete geçmesine yardımcı olmuş olabilir; fakat sonradan iddiaların abartılı olduğunun ortaya çıkması, İngiltere’nin ve Amerika’nın güvenirliğine, bedeli ağır bir darbe vurmuştur.10 Bilgi çağının geniş haber kaynağı sunan mevcut koşulları, yumuşak gücün bir politikası olan kamu diplomasisinin etkinliğinin kısa vadeli hesaplar güdüldüğünde uzun vadede uygulayıcılarının aleyhine sonuçlar doğurabileceği de önemli bir noktadır.

Kamu Diplomasisinin Tarihi

Kamu diplomasisi kavramı ilk olarak 1965 yılında Tuft Üniversitesi’ne bağlı olan Edward Murrow Merkezi’nin başkanı olan Edmund Gullion tarafından gündeme getirilmiştir. Gullion’a göre kamu diplomasisi; kamuoyu davranışlarının dış politika oluşumunda ve yürütmesindeki etkisidir. Geleneksel  diplomasinin ötesinde uluslararası ilişkilerin farklı boyutlarını (diğer ülkelerdeki kamuoyunun etkilenmesi, bilginin ve fikirlerin akışı, ülkelerdeki çıkar gruplarının etkileşimi gibi) kapsamaktadır.11

Kavram olarak şekillenmesi yakın dönemlerde gerçekleşmiş olsa da kamu diplomasisinin izlerine uygulamada 19. yüzyıla kadar rastlayabiliriz. Joseph Nye, Fransa’nın Prusya savaşında aldığı yenilgiden sonra, bu savaşla sarsılan imajını düzeltmek adına 1883 yılında Alliance Française’i kurarak, bu kurum aracılığıyla; dilini, edebiyatını ve kültürünü yurtdışına taşıyıp, Fransız diplomasisinin oluşumunda etkili olduğunu belirtmiştir.12 Tiedman ise, ABD Başkanı Woodrow Wilson’un 1917 yılında “Commitee on Public Information” adlı bir kurum oluşturarak, başına gazeteci George Creel’i getirdiğini ve daha sonra Creel Komitesi adını alacak olan bu organizasyonun amacının ise Amerika’nın savaştaki amaçlarını dünya çapında bilinir hale getirmek olduğunu dile getirmiştir.13 Birinci Dünya Savaşı sırasında birçok devletin farklı ülkelerde açtıkları ofisler ile yerel halk tabanında etkinlik kurmaya çalıştığını, savaş sonrasında ise 1920’de radyonun bulunmuş olmasıyla devletlerin yabancı dilde yaptıkları yayınlarda -özellikle komünizm ve faşizm gibi ideolojilerin yaygınlık göstermesiyle- yabancı kamuoyuna ulaşmak ve etkinlik kurmak için farklı yöntemleri de kullandığını söylebiliriz.

Soğuk Savaş döneminde ABD ve SSCB tarafından birçok alanda yürütülen rekabet, “düşüncelerin, kalplerin ve akılların savaşı” olarak adlandırılan kamu diplomasisi alanında da varlığını en yoğun şekilde sürdürmekteydi. Zira Thomas Bailey’e göre, düşünceler dayanıklıdır, silahlarla veya bombalarla yok edilemez. Uluslararası sınırları ve okyanusları aşan düşüncelerle başa çıkmak, daha iyi düşünceler üretmeyi gerektirir.14

1950 yılında ABD Başkanı Truman, komünizm ile mücadelede batı düşüncesi ve fikirlerini yaymayı amaçlayan “Hakikat Kampanyası” olarak da anılan bir kampanya sırasında yaptığı konuşmada; özgürlüğün “emperyal komünizm” tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu, bu mücadelenin insanlığın aklı için önemli olduğunu ve komünist propagandaya karşı zafer kazanmanın yolunun da tüm dünyada duyulur hale gelerek gerçekleri ortaya çıkarmaktan geçtiğini dile getirmiştir.15

Joseph Nye; televizyon ve sinemanın, Berlin Duvarı’nı, 1989 yılından çok daha önce delip geçtiğini, duvarı yıkmadan önce ihlal eden Batının, popüler kültürüne ait imgelerin uzun yıllar boyunca iletilmesinin, çekiçler ve buldozerler ile kıyaslanamayacağını belirtmiştir.16

Fransız sosyolog Dominique Wolton’un Nisan 2003’te L’Express dergisine verdiği röportajda: “Küreselleşme üç etapta gerçekleşmiştir: birincisi, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Birleşmiş Milletlerin kuruluşu ile uluslararası düzenin temellerinin atılması; ikincisi, sınırların açılması ve serbest piyasa ile gerçekleştirilen uluslararası ekonomik alan; şu anda içinde olduğumuz üçüncüsü ise enformasyon ve kültür çağıdır.”17 diyerek içinde bulunulan bilgi çağına vurgu yapması, telekomünikasyon devriminin yaşandığı, kültürler arası iletişimin ve yabancı düşmanlığının üst safhalara çıktığı bu dönemde, etkin bir kamu diplomasisi gütmenin kaçınılmazlığını göstermektedir. Çünkü, devletin, sahip olduğu kültür ve değerleri, farklı toplumlara ulaştırmaya çalışması hem kültürel imajını geliştirmekte, hem de kendisi hakkında gerçekleri iyi bilmeyen yabancı toplumlar üzerinde olumlu etki bırakabilmesine olanak sağlamaktadır.

Geleneksel Diplomasi ve Kamu Diplomasisi İlişkisi

Anna Tiedeman’ın farklı ulusların hükümetleri arasında siyasi ilişki kurmak suretiyle dış siyasetin hayata geçirilmesi18 olarak tanımladığı ve kapalı kapılar ardında yüksek düzeydeki hükümet görevlileri tarafından yürütülen diplomasi; İkinci Dünya Savaşı ve özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde bağımsız devletlere ek olarak, küresel sistemde; uluslararası örgüt, sivil toplum kuruluşları ve uluslararası etkinliği olan bireylerin de aktör olarak yer almasıyla bir değişim yaşamıştır.

Bilgi üretimi, dağıtımı ve etkileşiminin çok daha hızlı ve kolay yaşandığı son dönemlerde, telekomünikasyon alanındaki bu gelişmeler devletler tarafından da kullanılmış, Tiedeman’ın deyişiyle, iletişimdeki bu ilerleme diplomasinin yürütülme şeklini de etkileyerek, geleneksel metotların terk edilmesine, geleneksel olmayan sektörlerin diplomasiyi etkilemeye başlamasına ve son olarak da diplomasinin gidişatının ivme kazanmasına imkân tanımıştır.19 İletişim alanındaki tüm bu gelişmeler ve diplomasinin yaşadığı dönüşüm, yabancı kamuoyunun etkilenmesi sürecini devletlerin dış politikadaki amaçlarının gerçekleşmesi ile yakın tutmuştur.

15-16 Eylül 1987 tarihinde ABD’de danışma komisyonunun konferansındaki konuşmasında Başkan Reagan: “Bu bilgi çağında, kitle iletişimi ve mikroçip çağında, telekomünikasyon uyduları ve yeraltındaki fiber optik kablolar ile bu yeniçağ da tek başına geleneksel diplomasi yeterli değildir. Birleşik Devletler, toplayabildiğimiz tüm beceri ve kaynaklar ile kamu diplomasisine eğilerek, sadece yabancı hükümetlere değil, onların halklarına da hitap edebilmelidir. İnanıyorum ki ülkemizin Kamu Diplomasi’si büyük bir güç, Dünya tarihine şekil verebilecek olan, elimizdeki en büyük bir güçtür…”20 diyor, Carl Botan ve Vincent Hazleton ise Puplic Relation Theory isimli kitaplarında; resmi politikaların artık hükümetler arası görüşmeler yerine hükümetler ile diğer ülkelerin halkları arasında yaşanan siyasi bir sürece dönüştüğünü öne sürmektedir.21

Diplomasi algısında yaşanan bu değişimle ortaya çıkan yumuşak güç kavramı, literatüre bu kelimeyi kazandıran Joseph Nye’e göre, söz konusu devletin, kendi ulusal çıkarlarını, liderlik ettiği ülkelerin ulusal çıkarlarıyla örtüşecek bir biçimde sunabilme ve diğerlerini de hoşnut edecek bir biçimde izleyebilme kapasitesi demektir.22 Yumuşak gücün kullanımında birçok unsur karşımıza çıkmaktadır. Bunlar asker sayısından yahut ekonomik yaptırım gücünden çok bir ülkenin kültürü, sanatı, sineması, mimarisi, müziği, eğitim sistemi, rekabet ortamı, özgürlükleri, demokrasisi, yaratıcı düşüncesi, insan kalitesi ve sosyal sermayesi, tarihi birikimi, kültürel zenginliği, bilim ve teknoloji altyapısı, inovasyon kapasitesi, diplomatik becerisi ve kendini anlatabilme yeteneğinin toplamıdır. Bu unsurları bir araya getiren bir ülke, bir cazibe merkezi haline gelir. Takip edilen, konuşulan, “hikâyesine kulak kabartılan” bir ülke haline gelir.23

Devletlerin yumuşak gücün kullanımında kamuoyuna nüfuz edebilmek için kullandığı kamu diplomasisini İbrahim Kalın; “devletten-halka” ve “halktan-halka” iletişim olmak üzere iki ana çerçevede toplamıştır. Kalın’a göre; Devlet-halk eksenindeki faaliyetler; devletin, izlediği politikaları, yaptığı faaliyetleri ve açılımları, resmi araçları ve kanalları kullanarak kamuya anlatmasıdır. Halktan halka doğrudan iletişim faaliyetlerinde ise STK’lar, araştırma merkezleri, kamuoyu araştırma şirketleri, basın, kanaat önderleri, üniversiteler, mübadele programları, dernek ve vakıflar gibi devlet dışı sivil araçların kullanılması esastır. Bu manada kamu diplomasisi, kavramın orijinal anlamında mündemiç olan “diplomatlar” ile “yabancı kamuoyları” arasında cereyan eden iletişim faaliyetlerinin ötesine geçer, “kamu diplomasisi “diplomatik iletişim”den daha geniş bir alanı kapsar. Kamu diplomasisi çift taraflı bir iletişim ve etkileşimi öngörür. Öncelikli hedef, muhatap kitlenin dinlenmesi ve önceliklerinin tespit edilmesidir. İkinci olarak bilgilendirme, paylaşım, ikna ve etkileme amaçlanır. Bu yüzden kamu diplomasisi dinamik ve çok boyutlu bir iletişim sürecidir. Konuşmak kadar dinlemek, anlatmak kadar anlamak, iletmek kadar iletişime açık olmak önemlidir.24 Kalın’ın değindiği çift taraflı diplomasi methodunu, Gifford Malone; eğer kendi toplumumuzu ve politikalarımızı anlatmak istiyorsak öncelikle iletişime geçmek istediğimiz halkın kültürünü, tarihini, psikolojisini ve özellikle de dilini öğrenmeliyiz25 diyerek vurgulamıştır.

Kamu diplomasisi, geleneksel diplomasiden farklı olarak birçok grup ve çıkarı beraberinde getirirken, karşılıklı güvenirlik uzun vadeli politikalarda temel bir esas olmuştur.

Joseph Nye’e göre, bu ilişkiler kilit rollerdeki kanaat önderleri ve toplumsal aktörlerle uzun bir zaman dilimi içinde çeşitli eğitim, öğretim, toplantı ve organizasyonlarla medya aracılığı ile kurulmalı ve geliştirilmelidir.

Sürekli bahsettiğimiz bilgi devriminin akabinde geniş kullanım alanı bulunan ve birçok aktörün kamu diplomasisi sürecine dâhil olduğu uluslararası sistemde; kamu diplomasisinin kavram olarak nasıl şekillendiğine, tarihine, geleneksel diplomasi ve kamu diplomasisinin ilişkisine değinerek bir giriş yaptığımız bu makalemizde, bölgesinde bir güç, küresel arenada ise aktör olmayı hedefleyen Türkiye’nin, hikâyesini diğer toplumlara iletmesi sürecinde bazı uygulamalarıyla yakın dönemde gündeme çok sık gelen kamu diplomasisi kavramını ele almış olduk.

*Bekir Aydoğan/Ekopolitik Araştırmacısı

Alıntılar:

1-Joseph S. Nye, Yumuşak Güç, Dünya Siyasetinde Başarının Yolu, Elips Yayınları s. 106

2-Anna Tiedeman, “U.S. Public Diplomacy in Middle East”, Seminar on Geography, Foreign Policy and the World Order, 4 Mayıs 2004, s.6

3- Evan POTTER, Canada and the New Public Diplomacy, Discussion Papers in Diplomacy, Netherlands Institute of International Relations, 2002, s. 3

4-Hans N. TUCH, Communicating With the World: U.S. Public Diplomacy Overseas, New York, St.Martin’s Press, 1990, s. 3

5-Peter Krause ve Staphen van Evera, “Public Diplomacy: Ideas for the War of Ideas”, Belfer Center for Science and International Affairs, Harvard Kennedy School (Eylül 2009).

6-Jarol B. Manheim, “The War of Images: Strategic Communication in the Gulf Conflict”, Stanley A. Renshon (ed.), The Political Psychology of the Gulf War. Leaders, Publics, and the Process of Conflict içinde (Pittsburgh. Londra: University of Pittsburgh Press, 1993), s. 166-7.

7-Cristopher Ross, “Public Diplomacy Comes of Age”, alındığı yer: The Battle for Hearts and Minds, ambridge, Mass, MIT Press, 2003, s. 252

8-Herbert A. Simon, “ Information 101: It’s Not What You Know, It’s How You Know It”, Journal for Quality and Participation, Temmuz-Ağustos 1998, s. 30-33

9-Joseph Nye, a.g.e. s. 106

10-A.g.e. s. 107

11-The Neaman Document, “A Study on Israeli Public Diplomacy”, Mart 2009, s. 26

12-Joseph S.Nye Jr, “Public Diplomacy and Soft Power”, The Annals of American Academy of Political and

Social Science, Vol. 616, No. 94, 2008, s. 96

13-Tiedeman, a.g.e. s. 8

14-Thomas A. BAILEY, The Art of Diplomacy: The American Experience , New York, Appleton-Century-

Crofts, 1968, s. 71

15-Tiedeman, a.g.e s. 9

16-Joseph Nye, a.g.e. s. 54

17- Dominique WOLTON, « Le monde n’est pas un village », L’Express, 24/04/2003, s. 69

18-Tiedeman, a.g.e. s. 4

19-Tiedeman, a.g.e. s. 4

20-Remarks at the 40th Anniversary Conference of the United States Advisory Commission on Public Diplomacy, 16 september 1987 Bkz. www.reagan.utexas.edu/archives/speeches/1987/091687a.htm (erişim 22 Aralık 2009)

21-Carl Botan, Vincent Hazleton (haz.), Public Relations Theory, London, LEA, 2006, s. 436

22-Joseph S.NYE,”Amerikan Gücünün Paradoksu” Literatür Yayıncılık s. 14

23-Doç. Dr. İbrahim Kalın, Türkiye’nin İnce Gücü, Bkz. http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ibrahim__kalin/2010/01/23/turkiyenin_ince_gucu (erişim 27 Mart 2011)

24-Doç. Dr. İbrahim Kalın, Türk dış politikası ve kamu diplomasisi, 26 Ekim 2010, Bkz. http://kdk.gov.tr/sag/turk-dis-politikasi-ve-kamu-diplomasisi/20 (erişim 27 Mart 2011)

25-Gifford MALONE, Political Advocacy and Cultural Communications: Organising the Nation’s Public Diplomacy, Lanheim University of America, 1988, s. 12

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>