Kültür Emperyalizmi Üzerine

“Tam bağımsızlık demek, elbette, siyaset, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulusun ve ülkenin gerçek anlamı ile bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir. Biz, bunu sağlamadan ve elde etmeden başarıya ve esenliğe erişeceğimiz kanısında değiliz…” M. Kemal Atatürk

Kültür Emperyalizmi

Emperyalizm, kapitalist aşamaya geçmiş devletlerin, o devletin halkının ekonomik, ve kültürel açılardan sistemli olarak sömürmesi, bunun sonucunda zenginleşmesi ve gücünü sömürülen devletlere kabul ettirip hakimiyet kurmasıdır. Kültür emperyalizmi, silah zoru ile sömürmenin insanların ve toplumların bağımsızlıklarının ihlali suçu olarak kabul görmeye başlaması sonucu alternatif bir sömürü biçimi olarak ortaya çıkmıştır. Kültür emperyalizmi emperyalist devletlerin kültürlerini ve ideolojilerini hedefteki devletin halkına dayatırken aynı zamanda ekonomik yöndende sömürmesidir. Bu anlamda kültür emperyalizmi bize iki senaryo kurmaktadır. Birincisine kültürel ve ideolojik sömürüleri, ikincisine ise ekonomik sömürüleri yerleştirebiliriz. Bu iki senaryo birbiriyle doğru orantılıdır. Kültürel alandaki sömürünün başarısı emperyalist devletler için ekonomik yönden de başarının habercisidir. Kültür yönünden sömürülen ülkede yaşayan bir bireyin Batı veya Kuzey Amerika kültüründeki kıyafetleri, yiyecekleri kısacası metaları kültürünün bir parçası haline getirmesi sonucu emperyalist devletlerin kendilerine pazar ortamı sağlamaları buna bir örnektir.

Bir başka tanımla gelişmiş ülkelerin az gelişmiş diğer kültürleri, özellikle kitle iletişim araçlarıyla aktif olarak etkilemesi ve kendine benzetmesidir. Bizleri aynılaştırmaya çalışan ve birbirimize benzeten onlara bağlı yaşamaya iten şey emperyalistlerin kapitalist hevesleridir.Fakat bunu direk olarak yapmaları mümkün değildir. Burada kitle iletişim araçları devreye girer. Bu biçimde hem sömürgeciliği kolaylaştırırlar hemde daha büyük halk kitlelerine ulaşılarlar. Aynı zamanda ekonomilerini de kalkındırırlar böylece ana hedeflerine ulaşmış olurlar. Daha büyük halk kitlesine ulaşmaları demek daha fazla kişiye kültürlerini empoze etmeleri anlamına gelir.Topluma ulaşmaları bakımından en büyük unsur kitle iletişim araçlarının yaygınlığıdır. Kitle iletişim araçlarının yaygınlığının yanı sıra kültür sömürüsünün hızını belirleyen diğer unsurlar medyadaki batılaşma, ünlüler ve entelektüeller olarak sınıflandırılabilir. Bu unsurlarında batılaşma karşısında aldıkları tutum göz önünde bulundurulursa kendi içinde ayrıştırılabilirler. Yani kitle iletişim araçları sayesinde toplum eleştirellikten ve düşünmekten yoksunllaştırılır bunun yerine bilinçsiz bir toplum oluşturmak ve halkı uyutmak için batılı tarzında televizyon programları getirilerek halk uyutulurken yerine kendi kültürleri empoze edilir.

Ürünlerini tanıtma ve çekici kılma söz konusu olduğunda ise medya devreye girer. Bu medyanın amacı popüler kültürü çekici kılmaktır. Medya insanlara emperyalistlerin görmek istediklerini gösterir. Medya faktörü ile kapitalizm ayrı düşünülmez unsurlardır. Lüks ihtiyaçlar olarak görülen ihtiyaçları temel ihtiyaçlar seviyesine indirgeyen faktörde medyadır. Televizyon ekranlarında çokça rastladığımız şizofrenik moda programları bunun en büyük kanıtıdır. Aynı zamanda yemek kültürlerimizdede çok büyük bir değişmeye tabii tutuluruz. Geleneksel yemeklerimizin yerini pizza, hamburger gibi abur cuburlar kategorisinde değerlendirilen yiyecekler alır. Dünyanın kültür emperyalistlerinin etkisi altında kalması işte bu gibi nedenden dolayı tehlikelidir. Çünkü farklı renkler yaratan kültürün kalbine bir ok saplar. William Ogbrun kültürü milli ve evrensel kültür diye ayırır. Milli kültüre ”manevi kültür” evrensel kültüre ise ”maddi kültür” adını vermiştir. Buna göre emperyalist devletler evresel kültüre ulaşmış olan devletlerdir. Bu kazanımından dolayı ise mazlum devletleri maddi ve manevi yönden sömürmek onlar için kaçınılmaz bir fırsat haline gelmiştir.

Kültür emperyalizmi karşımıza daima farklı maskeler ile çıkar bunlardan birisi Küreselleşmedir, küreselleşmeyi modernleşme olarak nitelendirirler ancak maskenin altında batılaştırma vardır. Bu maskeler ile karşımıza çıkarak hayatımızın bir parçası haline gelirler. Bunun sonucunda insanlar toplum hayatında emperyalist devletlerin tüm kültürel ögelerini alıp büyük bir hedef gibi görmeye başlar. Toplum nazarında Batıya ve Kuzey Amerika’ya karşı hayranlık uyanması sonucu zamanla toplum kültürünü unutur, bu sırada kendi kültürlerini empoze ederler ve emperyalist devletlerin egemenliği altına girer veya sömürü için gerekli ortam sağlanmış olur. Bununla beraber toplum kültürlerinden yalıtılır ve kendilerine ait bir değer onlara utanılacak bir şeymiş gibi gelir. Buna örnek olarak İslam ülkelerinde gelecek vaad eden gençleri emperyalist ülkelere götürüp burslu eğitim adı altında Batı ve Kuzey Amerika kültürlerini onlara empoze etmelerini gösterebiliriz.

Tarihte kültür emperyalizminden darbe yemiş ülkelere bir çok örnek verilebilir ancak Almanya örneğini vermenin daha anlamlı olacağını düşünüyorum. Almanlar 17’nci yüzyılın en güçlü devleti olan Fransa’dan özellikle dil yönü olmak üzere bir çok yönden etkilenmiştir. Bu etkilenme zamanla Fransız yazarların bazı Alman yazarlarını yanlarına çekmesi ile daha da büyük bir hal almıştır. Ülkede Almanca yerine Fransızca konuşulmaya başlandığını gören Alman aydınları ve yazarları bu duruma karşı cemiyetler, dernekler çatısı altında dillerinin yok olmaması için mücadele etmişlerdir ve bu mücadele sonucunda dillerini yok olma tehlikesinden uzaklaştırmışlardır. Şu anda ise Almanya dünyada Amerika’dan sonra gelen en itibarlı ülke olarak gösterilmektedir. Bunun sebebi ise ülkenin tüm alanlarda tam bağımsız olmasıdır. Bu da demek oluyor ki Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün belirttiği ”Gelişmiş medeniyetler” seviyesine ulaşmak için önce kültür emperyalizmini yenilgiye uğratmamız gerekmektedir.

Kültür emperyalizminin ilk hedefi gençlerdir. Bunun temel sebepleri gençliğin büyük bir kısmının apolitik ve bilinçsiz oluşudur. Biz gençlere açıkça sessiz ol, fikir üretme, üretiyorsan bile fikirlerini kendine sakla ve sahibine sorgulamadan itaat et denmektedir. Buna karşı toplumun ve özellikle de gençliğin kültür emperyalizmi gibi konularda bilinçlenmesi, bilinçlendirilmesi gerekirken ülkemiz insanı günümüzün teknolojisi ve hayat koşullarının kendileri üzerinde sağladığı kolaylığa kendilerini o kadar kaptırdı ki; ”birileri benim yerime düşünür nasıl olsa” fikrini benimsemekte, hız kaybetmeden ilerliyorlar. Umarım bu fikir yayanın ”nasıl olsa araç yavaşlar” diye yola atlaması sürücünün ise ”yaya şimdi koşmaya başlar” diyerekten gaza yüklenmesi örneğinde olduğu gibi büyük bir kaza ile karşılaşmaz. Emperyalistler gençleri televizyon programları ve filmleriyle, eğlence, giyim ve tüketim alışkanlıkları bakımındanda kendine benzetmektedir. Böylece Batı ve Kuzey Amerika ülkeleri, metalarına daha çok pazar bulmaktadır. Yemek kültürlerinden müzik kültürlerine kadar hepsini gençliğe çekici kılarak empoze ederler ve amaçlarının bir kısmına ulaşmış olurlar. Sırada diğer aşamlar vardır. Kültür emperyalizminden ve popüler kültürden nasibini almış ülkelere güncel olarak Çin Halk Cumhuriyetini örnek verebiliriz. Şuanda hızlı bir şekilde Şangay gibi bölgelerinde üretici toplumdan tüketici toplumuna geçiş yaşanmaktadır geçmişini bilmeyen yeni bir Çinli nesil yetişmektedir. Devlet buna yönelik televizyon, internet gibi iletişim araçlarında kısıtlamalara gitmektedir. Bunun sonucunda ise yüz binlerce genç protesto amaçlı bir çok sokaklara dökülmektedir.

Peki kültür niçin bu kadar önemli ? Kültür konusunda konuşmadan önce, kültürün ne demek olduğu anlaşılmalıdır. Karl Marx kültürün tanımını şöyle yapmıştır; ”Kültür doğanın yarattıklarına karşılık insanoğlunun yarattığı her şeydir” öyleyse kültür atalarımızın doğaya karşı yarattığı her şeydir diyebilriz. Ancak burada atalarımızı ve kültürümüzü iyi tanımamız gerekmektedir. Sonuçta Türk olan birinin İngiliz, Amerikan veya Arap kültürünü benimsemesi mantık ilkelerine aykırıdır. Kültür milletlere atalarından kalan bir mirastır bu değerlere sahip çıkmamak bir milleti bitirebileceği gibi kültürleri zedeleyebilir de. Basit bir örnek verecek olursak; Afrika ülkeleri geri kalmışlıklarından dolayı tarih boyunca sömürülmüş ve hala sömürülmektedirler. Sömürgeci devletler tarafından silahlı faaliyetlerin yanı sıra yerel dillerin edilgin hale getirilmesi, yerel kültürlerin unutturulması ve son olarak Hristiyanlık’ın kıtanın güneyi ve orta kısımlarında yaygın bir biçimde kabul edilmesi ile kapsamlı olarak bir çalışma yapmışlar ve başarılı da olmuşlardır. Şu anda çoğu Afrika ülkesinde Fransızca ve İngilizce konuşulmaktadır. Aslında bu örnek, kültürün neden bu kadar önemli olduğunu tüm hatları ile ortaya koyuyor. Evlatlarına bırakacakları tek bir değerleri dahi yok, belki de var ancak kendilerine ait olmayan değerler bunlar.

Güçlünün güçsüzü her alanda ezip sömürdüğü bir dünya düzeninde Türk ulusunun kültürel değerlerine sahip çıkmak, ergin ve bilinçli bireyler olarak yetişmek biz Türkiye gençliğinin “Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür.” diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetine borcudur..

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>