Küreselleşme Nedir ?

Küreselleşmeyi anlayabilmek için öncelikle kelimeyi hangi anlamıyla kullandığımıza bakmalıyız. Ama tahmin ediyorum ki bu makaleyi okumaya başlayan herkes sosyo-kültürel ve politik bir terim olan küreselleşmenin, anlamına vâkıf olmak istiyor. Muhakkak ” Küreselleşen dünyada doğayı korumaz isek küresel tarihimize noktayı koymak zorunda kalırız. ” cümlesindeki küreselleşme eylemini merak ediyorsunuz.

Küreselleşme kelimesinin köküne indiğimizde küre kelimesi karşımıza çıkar. Burada küreden kasıt dünyadır. O zaman küreselleşme = dünyasallaşma (dünyasal > dünya)  demektir. Kelime basit şekilde, sosyal, kültürel, ekonomik  ve politik olarak bir bütün olma işi olarak tanımlanır. Ancak eksik bir tanımdır ya da gerçekten basit bir tanımdır ki pek açıklayıcı değil.

Tam manasıyla açıklamak gerekirse küreselleşme, bir devletin, toplumun, kurumun veya bireyin dünyalı olmaya çalışmasıdır. Küresel ise kendisini dünyalı olarak tanımlamasıdır veya bizzat olmasıdır.

Peki…

Küreselleşen bir Dünyada mı Yaşıyoruz ?

Küreselleşen bir dünyada yaşadığımızdan pek emin değilim ama kesinlikle küresel / dünyalı bir dünyada yaşamıyoruz. Çünkü nasıl ki federal veya ulusal bir güç ya da birey federasyonunun, ulusunun menfaatlerini gözetiyorsa küresel bir güç de küresinin menfaatlerini gözetmelidir. Peki üzerinde yaşadığımız kürenin menfaatlerini gözetiyor muyuz ? Benim cevabım hayır, o zaman küresel / dünyalı değiliz. İkinci bir soru, küreselleşiyor muyuz ? Ben pek emin değilim ! Bence küreselleşmenin yanından bile geçmiyoruz. Neden mi ?

Dünya ile İlgili İstatistikler

Size küreselleşip küreselleşmediğimizle alakalı bazı fikirler verebilecek istatistikler paylaşmak istiyorum.

Dünyada 100 kişiden…

” 17 ‘si temiz suya ulaşamıyor,
” 15 ‘i ihtiyacından fazla besine ulaşırken,
” 50 ‘si istikrarlı bir beslenmeye sahip değil,
” 20 ‘si yetersiz besleniyor,
” 1 ‘i açlıktan ölüyor,
” 74 ‘ü dünyadaki paranın %39’unu paylaşırken,
” 20 ‘si dünyadaki paranın ancak %2’ini paylaşıyor,
” 74 kişiden 6’sı Amerikalı ve paranın %59’unu paylaşıyor,
” 20 ‘si dünyadaki enerjinin %80’nini tüketirken,
” 80 ‘i dünyadaki enerjinin %20’sini tüketebiliyor,
” 32 ‘si kirli hava soluyor,
” 20 ‘si bombardıman, mayınlar, tecavüz ve kaçırılma korkusu altında yaşıyor,
” 48 ‘i ifade özgürlüğüne sahip olmayıp kendi inançları doğrultusunda hareket edemiyor ve bu inançlarından dolayı taciz, hapis ve işkence görüyor veya öldürülüyor,

Sizce böyle bir dünya küresel bir dünya mı ? Küresel olmadığında hem fikirdik sanırım. Asıl sormam gereken ” Dünya küreselleşme yolunda ilerliyor mu ? ” olmalıydı. Sizce küreselleşiyor muyuz ? Bence hayır. Eğer küreselleşme yolunda ilerliyorsak bile ne yazık ki bu yoldaki adımlarımız bir tosbağanınki ile aynıdır.

Hangimiz kendini dünyalı olarak tanımlıyor ki dünya üzerinde yaşadığımız halde… Tanımlayamıyoruz. Çünkü dünyalı olabilmek için yapmamız gerekli olan, yukarıda dünyayla ilgili paylaştığım istatistikleri güzel bir tabloya çevirmek zor ve rahatsız edicidir. Rahatımızı kaçırabilir.

” Ya bırak onu, bize doğanın kötü gidişatından bahsetsen neyse. Bize ne dünyada kaç kişi açlıktan ölüyorsa… Onlar da küreselleşen dünyada rekabete ayak uydursunlar. Rekabete ayak uyduramazsan tutunamazsın. “

Diyenleriniz olabilir.

Büyük veba salgını, Ortaçağda Avrupa’nın neredeyse tamamını yok etmişti. O zamanlar insanlar hastalığın nedenini tanrıya bağlamışlardı. Günahkarlar yüzünden hastalık ortaya çıkmıştı. Bu yüzden inançsızları ve başka dinden olanları evlerinde yakarak öldürmüşlerdi. Bugün bilim sayesinde biliyoruz ki veba salgınına sebep olan bir tür bakteridir. Başka bir örnek geçmişte insanlar yıldızlara bakarak hayatlarını şekillendiriyordu. Hal böyle olunca yıldız kayması da tanrısal bir işaretti onlar için. Çoğunlukla kötüye yordular. Bu olay onlara kıtlığı, felaketi işaret etti. Kıtlıktan korunmak için savaşmalılardı. Çalmalılardı, esir almalılardı. Tanrı kan istiyordu. İnsan kanı; Ama bugün biz yıldız kaymasının sıradan bir doğa olayı olduğunu biliyoruz.

Atalarımızı bu davranışları yüzünden cahil kendimizi ise bilgili olarak görüyoruz. Madem bilgiliyiz, uygarız  neden hala terörizm var, neden hala klasik politikalarla yönetiliyoruz, neden hala devletler sidik yarışı yapmakta ısrar ediyorlar ?  Bu saydıklarımın hepsi geçmişimizde de vardı. Hadi bunlara bir bahane bulduk diyelim. Kadın cinayetlerine nasıl bir bahane bulacağız ! Geçmişte de vardı şimdi de var. Geçmişte cahildik şimdi bilgiliyiz ya, hani… Bilim gelişiyor ama zihniyetimiz niye gelişmiyor ?!

Tamam, bu soruya bir cevap bulmak için fıtrat diyelim. İnsanlar açlıktan ölüyorsa ölüyor. Biz kendimizi koruyacağız. Diyelim ki kimseyi umursamadık ve bizden başka tüm ırklar yok oldu. Tek biz varız, savaş bitecek mi ? Tek din var, savaş bitecek mi ? Tek dil var, savaş bitecek mi ? Tek kabile var, savaş bitecek mi ? Güneş Sistemini hatta Samanyolu Galaksisini kolonileştirdik savaşlar bitecek mi ?

” Tamam da bu insanın fıtratında var, geçmişte de savaşlar oldu ve hala soyumuzu devam ettirebiliyoruz. ” diye savunma yapanlarımız da olabilir. Ama geçmişte doğa sorunu yoktu. Teknoloji günümüzdeki kadar gelişmiş değildi. Denklemdeki bu değişiklik, denklemin sonucuna da yansıyacaktır.

Sizinle bir replik paylaşmak istiyorum. Bir robotun insanlar hakkındaki düşünceleri:

Matrix | Ajan Smith ve Morpheus diyaloğu:

İnsan türünü sınıflandırma fikrine kapıldığım bir günümde aslında sizin bir memeli olmadığınızı anlayıverdim. Bu gezegendeki her memeli içgüdüsel olarak kendilerini çevreleyen ortamla doğal bir denge oluştururlar. Ama siz insanlar bunu yapmıyorsunuz. Siz belirli bir alana yerleşip çoğalıyorsunuz. Sonunda bütün doğal kaynaklar yok olana kadar buna devam ediyorsunuz. Hayatta kalmak için yapabileceğiniz tek şey olaraksa başka bir alana yayılmak kalıyor. Bu gezegende aynı yöntemi kullanan bir başka organizma daha var. Ne olduğunu biliyor musun ? Bir virüs. İnsan türü bir hastalık. Bu gezegende bir kansersiniz, bir tür salgın.

İnsanoğlu sonsuza kadar bir virüs gibi yaşayıp soyunu devam ettirebileceğini mi düşünüyor. Geçmişte yaptık yok olmadık şimdi de yapsak neden sorun yaşayacağız ki demeyin denklem değişiyor. Artık denklemde teknoloji ve doğa sorunu gibi unsurlar da var. Denklemin bir ucunda değişiklik olursa diğer ucunda da değişiklik olmak zorundadır. Bunu unutmayalım.

” İyi, doğayı koruyalım da başkalarını da biz mi düşüneceğiz ? Açlıktan ölmeleri bizim sorunuz mu ? “

Kalkülüsü icat eden, zamanı ve uzaydaki gök cisimlerinin konumlarını hatasız hesaplayan, zekası ile kibirlenen insan, geri kalmışlığın cehaleti, ardından doğayı tehdit edecek uygulamaları getireceğini, karnını doyurmak için bilinçsizce doğa tahribatına başlayacağını ve nükleer savaşları tetikleyeceğini bilmez mi ?

Kısacası teknoloji ilerliyor ve evrendeki mutlak denklemin girdileri değişiyor, çıktıları da değişecektir. Bu denklemden iyi bir çıktı almak istiyorsak, küreselleşmek zorundayız. İnsan bir virüs gibi yaşamayı bırakıp bir memeli hatta bir akıllı yaşam formu gibi yaşamaya başlamalıdır. Şunu sakın unutmayalım teknoloji ilerliyor ve  yeni bir gelecek kuruyor. Küreselleşme hızımız teknolojinin hızına ayak uyduramaz ise, küreselleşme karnemiz iyi değilse o geleceği göremeyiz.

Yazımı Albert Einstein’ın şu sözüyle bitirmek istiyorum.

” Üçüncü dünya savaşında hangi silahların kullanılacağını bilmiyorum. Ama dördüncü dünya savaşında taş ve sopalar kullanılacak. “

Ama belki bu kadar da şanslı olamayabiliriz.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

2 Yorum Yapıldı

  1. Muhammed Gökalp

    21 Eylül 2015 at 00:21

    Tek kelimeyle mükemmel olmuş tebrik ederim sizi.