Ne olursa olsun asıl olan yıllara rağmen eskimeyen gözlerdeki o siluettir.

Sevdikçe sevesim geldi, hep sevdim, her an, her gün. Günler geçti yine sevdim, ama hayatımın korkusuydu bu aşkın sonu. Bu kadar sevmenin bir mutsuzluğu olacaktı elbette. Sevdim sevdim sevdim… Ve beklediğim o son geldi. Geçen günlerin anlamını yitireceğini söyleyenler vardı, hep gördüm, hep dinledim sessizce onları. Ancak bilmiyorlardı. Sessizliğimin onları önemsemediğimden değil, çok sevdiğimden olduğunu. Ne o anlamını yitirdi, ne de gözümün önündeki silueti. Bütün çizgileri hala ilk gördüğüm günkü gibi canlı ve gözlerindeki parıltı hep aynıydı. Ben miydim onun o güzelliğini bunca abartan yoksa abartılı mıydı hakikat. O benim hakikatimdi. Evet evet öyleydi. Gözlerimin gördüğü tek hakikat. Hayatımın olur verdiğini sandığım sevdiğim, kıymetlim. Ama bazen insan yalnızlığı, mutsuzluğu da tadıyormuş illaki. İllaki ta baştan düşünüyormuş mutsuzluğu, ta en baştan korkuyormuş kaybetmekten. Ben de öyle kaybettim sevdiğimi. Hep korktum hiç belli etmedim ona ama hep en büyük korkumdu. Elbette herkes gibi sizde kimse vazgeçilmez değildir ve aşk koca bir yalandır diyeceksiniz. Hatta bu yazıyı okuyanlar. Aşkı bilimsel olarak bile açıklayacaklar kendilerince. Ama ben biliyorum ki, herkesin hissettiği aşk, hakikatidir. Aşk insanların anlam vermekten korktukları hakikatleridir. Sevdiğini söylemekten korktukları, gerçeklerden hep kaçtıkları ve kaçtıkça yakasını bırakmayandır. Öyleyse aşk gerçektir. Soyuttur bazense somuttur. Ne olursa olsun asıl olan yıllara rağmen eskimeyen gözlerdeki o siluettir.
Dünyalar vardır herkes için ayrı ayrı, herkes için bambaşka. Herkes kendi yarattığı dünyanın insanıdır. Ve bir film gibidir. Ve de bir senaryosu vardır bu filmin. Birileri girer birileri çıkar bazen dizi gibi hissedersin. Dizi İstanbul’dan bu sezon İzmir’e taşınır. Ancak dizinin başrolündeki erkek dünyasının aşkını İstanbul’da yaşadığı dönemlerde rast gelmiştir. Dizi ne kadar İzmir’e taşınsa da bu sezon. Hep Ankara’dadır. Eline her fırsat geçtiğinde ve her yol parasını biriktirdiğinde. Yollar uzak değildir. Yollar yare hep yakındır. Uzak olan mesafelerdir ki. Erkek oyuncumuz bunu hiç umursamaz hatta hiç farkına bile varmaz. Çünkü kutsal bir amacı vardır. Sevgili için yaptığı ve yapacak olduğu her şey onun için kutsaldır. Çünkü dünyasının hakikatidir O. Çünkü bir söz vermiştir. Elini ilk tuttuğunda, suratındaki o utangaç ve masum bakışıyla hatta titreyerek söz vermiştir. Ben bu eli asla bırakmayacağım diye. Kız daha masum daha ürkek daha narin ve korkarak belki de. Sadece ben de diyebilmiştir. Ve günler geçtikçe hep sözler verilmiş. Hep daha çok sevilmiştir. Dünya iki kişilik oluvermiştir bir an da. Ansızın.
Planlar yapıldıkça gelecekte ki yaşayacakları dünyaları daha da şekillenmiş. Ve yaşanılacak oksijeni bol bir hal almıştır. Sevdikçe nefes almışlar. Sevdikçe inançları artmış hakikate karşı. Ama bunca şey çok fazla güzel, her şey fazlasıyla kusursuzdur. Sorun vardır bunda diye düşünmüşlerdir ikisi de ancak ikisi de asla belli etmemişler. Ellerinden geldiği kadar tadını çıkarmışlar korktukça birleşmişleri korktukça kenetlenmişler. Araya neler girmiş neler yaşadıkça o güzel günleri. Ama onlar hiç değişmediklerini düşünmüşler.
Günlerden bir gün başrol oyuncumuz. İzmir’de iken işten eve gelir. O yorucu sıkıcı günün ardından sevgilisiyle konuşur telefonda. Bir sorun vardır. Yolunda gitmeyen. Ancak hissedilen bir şeydir. Mesafeler gelecek kaygıları vesaireler girmiştir aralarına. Ve dünyalarının kapılarını gerçek dünyaya aralamışlardır. Ve merhaba gerçek dünya. Uzun süredir gizlediğimiz gerçeklerimiz var biz senden çok uzak kaldık. Bizi kabul eder misin demişler. Gerçek dünya siz başka bir dünyadaydınız. Ve orada kalın dediyse de. Bu dünya ya bir kez adım atmışlardır bir şekilde. Günler haftalar aylar ve yıllardan sonra gerçek dünya yüzünü bir kere gösterince çaresiz kalmışlar. Onca yılların ayların üzerine sünger çekmişler. Ama sorun şuymuş ki. Birbirlerini hep sevmişler. Mantık aşkı inkar etmiş. Aşk kendini savunamamış. Ama kalp hep ağlamış o kötü günden sonra hep ağlamış. Ve bir daha asla mutlu olamamış. Ve bunu nasıl anlatsam bilemiyorum demiş başrol oyuncumuz. Sayfalarca yazsam bağlantısız cümleler bile kursam. Her gün yeni bir sayfa açsam önüme beyaz. Üzerine hep çay dökülür. Kahve dökülür. Karartmayı kalemle başarsam da yetmez anlatmaya bu üzüntüyü.
Ve başından itibaren sonundan korktukları o aşkın mutsuzluğu ve hüsranı…
İnce ince esen ve nasıl olduğunu bilmeden hasta eden hafif yel misali yıkmıştır. Yılların inşa ettiği binaları. Temeline koyulan bir aşk. Hiç sağlıklı olmamıştır. Çekip alındığında. Tüm bina tüm planlar tüm krokiler hepsi bir anda yalan olmuştur. Deprem yönetmeliğine bile takılmayacak bir yapı derken. Ama ya deprem olursa beklilerde yaşarken. O belkiler gerçek olmuştur. Yaşayalım her günümüzü sadece sakince bekleyerek. Doğru insan diye bir şey yok. Herkes kendine layıkını buluyor bu hayatta. Benim inancım bu en azından. Ve evgimiz hep kalbimizde kalsın. Onun köşesi hep orası olsun. O köşeye de kimseyi koymayalım. Ömrümüzün hakikatini bir kere bulmuşsak eğer, o hep bulduğumuz yerde kalsın ve bizimle sonsuz olsun. Eğer ki varsa geri dönme ihtimali. Veya kurtarmanın bir yolu aşkınıza sahip çıkın. Yoksa yıllarca aşkı kalbinizde ki o köşeye hapis etmek zorunda kalırsınız…

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>