Savaşların altında yatan asıl gerçek ve Türkiye

Gelecekte enerji ve su sıkıntısının aşikar olduğu bir dünya bizi bekliyor. Bu bağlamda ülkeler yenilenebilir enerji kaynakları arayışına şimdiden yönelmiş durumdalar.

Tarihin başlangıcında bu yana bütün imparatorluklar ve krallıklar güce ve zenginliğe ulaşabilmek için savaşlar vermişler kendilerinden zayıf olan devletlerin iç işlerine karışarak menfaatleri doğrultusunda bu zayıf ülkelerin politikalarına yön vermeye çalışmışlardır. Kimi zaman da bu ülkelerin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına göz dikmişlerdir. Bunun sonucunda işgallere başlamışlar, kendilerine yabancı olan memleketleri işgal etmişlerdir. İşgal ettikleri memleketlerin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini çalmışlar ve ülkelerine götürmüşlerdir. Bu her zaman böyle olmuştur.

Osmanlı’yı da bu kefeye koymaya çalışanlar var. Bu kesinlikle cahillikten kaynaklanan aslı olmayan yanlış bir düşüncedir. Osmanlı hakimiyet sağladığı her karış toprağı vatan toprağı olarak görürdü ve Türk askeri her karış toprağı için canını hiç tereddüt etmeden vermeye hazırdı. Osmanlı hakimiyeti altında olan bir ülkeden vergi alıp sonra o ülkeye iki katı yatırım yapan bir devlet mi sömürgecidir ?

Sömürgeci bir devlet işgal ettiği ülkenin yerüstü, yeraltı kaynaklarını ve insan gücünü sonuna kadar kullanır sonra da bir fayda göremeyeceğini anlayıp orayı terk eder. Malumunuz Avrupalı birçok devlet de böyle davranmıştır.
Bundan daha 70 yıl önce yaşanan İkinci Dünya Savaşı’nın iç yüzünde lüks yaşam sürebilmek için ülkelerin rekabeti uluslararası alana taşıması ve rekabetin doğurduğu ülkeler arası hırsın artması yatar.

Birinci Dünya Savaşı’nda yenik düşen Almanya İngiltere, Fransa, Rusya, sonradan taraf değiştiren İtalya ve savaşta fazla etkin rol üstlenmeyen birçok devletin oluşturduğu İtilaf bloğu diğer bir tabirle İtilaf Devletleri tarafından ağır savaş tazminatları ödemeye zorunlu tutulmuş ve sefalete sürüklenmiştir. Bu zor yaşam koşulları halkı çileden çıkarmıştır. Adolf Hitler profili ortaya çıkmış, çaresiz durumdaki halk Hitler’in vaatlerinden adeta büyülemişti. Adolf Hitler’in faşist ideolojisi ilk zamanlar sevilmiş yapılan bu söz ve vaatler yenik durumdaki halka ilaç gibi geliyordu. Böylelikle halkın desteği ile iktidara gelen Hitler Alman halkını yükseltmek istemesi İkinci Dünya Savaşı’nın sanılan sebebi olmuştur. Aslında altında yatan sebep lükse, refaha, güce sahip olma isteği ve sonra bu güce sahip olanın kendini üstün görmeye başlamasıdır.

Bugün Ortadoğu da yaşanan IŞİD veya İsrail devlet terörünün altında yatan işte budur. Kendilerini diğer milletlere, dinlere, mezheplere karşı üstün görmelerinden kaynaklanır. Güce kavuşan kendini üstün görmeye başlar.

İkinci Dünya Savaşı’nın, Haçlı Seferleri’nin, Avrupa’daki mezhep savaşlarının ve sayamadığım tarihteki birçok savaşın altında kendini diğer ırklardan üstün görme yatar. “Peki, Osmanlı’nın yaptığı neydi, aynı şey değil miydi ?” diyenleriniz olabilir. Bu soruyu şöyle cevaplayayım.

Kafkasya, Balkanlar veya Mezopotamya tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış diyarlardır. Bu coğrafyalar birçok savaşa meydan olmuşlardır. Tarih boyunca buralarda kan hiç durmamıştır. Ta ki Osmanlı’nın gelişine kadar. Bu üç coğrafyanın üçünün de birleştirilmesini bir kenara koyun tek başına sadece balkanların bir çatı altında birleştirilmesi bile çok büyük bir marifettir ki Osmanlı Kafkasya, Balkanlar ve Mezopotamya’nın da içinde bulunduğu Ortadoğu olmak üzere bu üç coğrafyayı tek bayrak altında birleştiren, tek imparatorluktur. Belki bu üç coğrafya tekrar birleştirilebilir fakat buradaki halkların rızası olmadan bir arada tutulamaz. Burada bir de 400 yılı aşkın bir vakit söz konusu ise. Bu sorunun net cevabı oldu sanırım.

Evet, savaş gerekli belki zalimi halt etmek için, vatanı korumak için, haksızlığa göz yummamak için ama masumu ezmek için değil.

Dediğim gibi Kafkasya, Balkanlar ve Ortadoğu her zaman kargaşa içinde olmuştur. Bu coğrafyalarda birlik sağlanmadığı sürece de bu kargaşa devam edecektir. Üçüncü Dünya Savaşı’nın kaçınılmaz olduğu görünürken Üçüncü Dünya Savaşı’nın bu coğrafyalarda patlak vereceği de bir o kadar kaçınılmaz bir gerçek. Türkiye de bu yüzden dış politikasında doğru adımlar atmak zorundadır. Türkiye emperyalist bir düşünceden uzak durmalıdır, yanlış düşünceler peşinde koşan guruplar veya devletler ile ittifaka girip de şerefli adını kirletmemelidir. Öte yandan zalime karşı koyabilmek ve huzur ortamının sağlanabilmesi için de birlik şarttır.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>