Milli Güvenlik Nedir ?

Ekleyen Kürşad Altan | Kategorisi Eğitim, Yaşam | Eklenme Tarihi : 19-11-2010

0

1. Milli Güvenlik Nedir ?

Toplumların gelişmesi, devlet haline Gelmesi ve yetersiz kaynakların paylaşımında rekabetin yaşanmasıyla birlikte, devletlerin birbirlerine karşı kullanmak üzere oluşturduğu çeşitli yapı ve tehditlere karşı koymak üzere oluşan tehdidin özelliğine göre önlem alma gereği kendiliğinden ortaya çıkmıştır.

Devletlerin birbirlerine karşı bu hazırlıkları, 20 nci yüzyıla kadar yalnızca düşman silahlı gücünekarşı yapılırken, son zamanlarda ise tarafların birbirlerinin tüm Milli güç unsurlarına karşı yapılmaya başlanmıştır. Böylece cephe gerisinde ve cephe savaşı öncesinde bir savaş stratejisi ortaya çıkmıştır. Bu duruma “Topyekun Savaş” adı verilmiştir.

Bu kavramın evrensel boyut kazanması 1nci Dünya Savaşı ile başlamış, 2 nci Dünya Savaşı ve sonrasında tamamlanmıştır. Yazinin devamini oku »

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

ELEKTRİK NEDİR ?

Ekleyen Alinti-Yazar | Kategorisi Araştırmalar, Eğitim, Nedir, Tarih | Eklenme Tarihi : 16-10-2010

0

ELEKTRİK NEDİR ?
Elektrik iki türdür.Statik elektrik ve Dinamik elektrik.Yaklaşık 2000 yıl
kadar önce,Yunanlı bilgin Thales Kehribarın kumaş parçasına 
sürtülmesi ile küçük kıvılcımlar çıkardığını görmüştü. Statik elektrik 
ilk kez bu şekilde gözlemlendi.Statik elektrik durgun, pratik olarak 
iş yapmayan elektrik türüdür, kontrolsüz bir enerji şeklidir ve zaman 
zaman boşalmalar yapar.Yağmurlu havalarda bulutlar pozitif yüklü 
statik elektrikle dolarlar, yeryüzü negatif elektrik yüklü olduğu için,
yüksek yerlerden bulutlara elektrik atlar buna yıldırım adı verilir.
Eğer bu elektrik atlaması buluttan buluta ise o zaman şimşek 
adını alır. Statik elektriğe; saçımıza sürdüğümüz tarakta,
arabadan indiğimizde tuttuğumuz kapı kolunda, televizyon 
ekranınına elimizi sürdüğümüzde de rastlarız. Statik elektrik 
elde etmek için yapılan araca Van De Graaf jeneratörü adı 
verilir bu jeneratörle 20 milyon volt kadar statik elektrik elde edilebilir. Yazinin devamini oku »

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Torrent nedir ne değildir, nasıl kullanılır?

Ekleyen Alinti-Yazar | Kategorisi Bilgisayar-İnternet | Eklenme Tarihi : 06-10-2010

0

Torrent nedir ne değildir size anlatmak istedim. Torrent teknolojisi bir paylaşım teknolojisidir. normalde internet üzerinden bir dosya indirmek istediğinizde bilgisayarınız bir sunucu (server)’a istek yollar, sunucu büyük otomatik bir dolap gibidir sizin dosyanızı bulur ve size yollar. Torrent’te ise bir dosya indirmek istediğinizde, önce “torrent sitesi”‘ne gidersiniz, bu sitede adresler mevcuttur, sizin indirmek istediğiniz dosyanın kimlerde olduğunun bir listesini size yollar. Şimdi bilgisayarınızdaki torrent yazılımı bu listeye bakar ve sırayla bu listedekilere bize şu dosya lazım ağabey diye rica eder ve dosya indirilmeye başlar. Torrentin farkı dosyayı indirirken bir değil örneğin yirmi bin kişiden birden indirirsiniz, ve bu arada dosyanınz sizde olduğu kadarını da paylaşmaya başlarsınız.

Yazinin devamini oku »

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Denizcilik ve Gemicilik

Ekleyen Kürşad Altan | Kategorisi Nasıl Yapılır, Nedir | Eklenme Tarihi : 30-08-2010

0

Denizcilik ve Gemicilik

Deniz uygarlıkların gelişmesinde çok büyük payı olan ulaştırma yollarından biridir. Binlerce yıl süren ilkel bir yaşayıştan sonra insanlar, denizin sağladığı imkanları keşfedince ondan en iyi biçimde yararlanmak yollarını aradılar. Tarih, denizlere açılmayı başaran ulusların ileri bir uygarlığa ulaştıklarını göstermektedir. Denizcilik, her şeyden önce bilgi ve görgünü artmasını sağladı. Denizci uluslar, güçlü birer devlet durumuna geldiler. Ticaretlerini geliştirerek zenginleştiler. Bunlar özellikle Akdeniz bölgesi uluslarıydı. Gerek topraklarının coğrafya durumu gerek kıyılarındaki doğal liman ve körfezler, Akdeniz insanlarına deniz ulaştırmasında büyük kolaylıklar sağladı. Buna karşılık kıyılarına inilmesi güç karalar içindeki bölgelerde gelişme çok yavaş oldu. Bugün yer yüzünün en ilkel toplulukları Afrika, avusturalya ve güney amerikanın kıyılarından çok uzak iç bölgelerinde yaşayan yerlilerdir. İnsanın yarattığı alet veya cihazların pek azı insanın gemi yapımında ulaştığı başarıyla karşılaştırılabilir. Gerçekten de daha ilk salın yaratıcısı bile en az bugünkü modern gemileri yapanlar kadar ustalığını kullanmıştı. Savaşta olsun barışta olsun ticaret ve savaş filoları bir ulusun ekonomik ve siyasal gücünü en önemli uluslarından birini meydana getirir. Denizlere hakim olan yeryüzünün ticaret ve servetine, kısaca bütün dünyaya hakim olur. Sözü denizciliğinin bir ulusa sağladığı üstünlüğü açık ve kesin olarak belirtir.

Denizcilik Nedir ?

Denizcilik terimi bir devletin sahip olduğu her çeşit gemi ve limanların gemicilerine ve gemicilik için gerekli bütün araçları kapsar. Silahlı kuvvetleri savaş denizciliği ile ticaret denizciliğini birbirinden ayırmak gerekir. Ticari denizcilik, denizcilik işletmeleri ve ortaklarıyla yük ve yolcu taşıyan gemilerin yönetimiyle uğraşır. Büyük bir ticaret donanmasına sahip olan devlete denizci devlet denir. Norveç, Hollanda, abd, İngiltere gibi. Ticaret donanması savaş donanmasına eklenirse deniz gücü adını alır. Abd İngiltere, Fransa gibi ülkelere deniz gücü yönünden Dünya’nın sayılı ülkeleri tabiri kullanılır. Eski çağlarda bir devletin deniz gücü yalnız donanmasının büyüklüğü ile değil aynı zamanda onun gemi yapımındaki ustalığı ve denizcilik yönünden bilgisinin çokluğuyla ölçülürdü.Coğrafi keşifler açık deniz gemiciliğinin gelişmesi ve büyük teknelerin yapımı dünya deniz gücünün artmasına yol açtı. !9. yüzyılda uskurlu gemilerinin yelkenlileri yerini alması, yalnız zengin ülkelerin güçlü donanmalara sahip olmasını sağladı.

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

İş Nedir

Ekleyen Kürşad Altan | Kategorisi Nedir | Eklenme Tarihi : 30-08-2010

3

İş Nedir

Ekonomik anlamda ele alındığı zaman iş , insan oğlunun, varlığını sürdürmek için gerekli olan araçları elde ettiği ekonomik bir malı üretmek amacıyla harcadığı bir güçtür. Emekçi sözcüğünün sadece bir işçi veya diğer bir deyişle bir el emeği geliştiren kişiyi içermediğini anımsatmak isteriz. Mühendis, doktor, yazar, endüstri ile uğraşan bir kimse vb. de bir emekçidir. Mesela bir doktor, zevk amacıyla bir tablo yaptığı vakit bu, bir iş değildir. Buna karşılık bir ressam, daha sonra satmak üzere bir eser meydana getirdiği an bu şüphesiz ( tamamlanmış ) bir iştir.

İş sözleşmesi

Herhangi bir ürün gibi emek de bir alım satım nesnesidir. Bir kimse, başka kişilerle çalışmaya başlayacağı zaman iş şartları ve özellikle alması gereken ücret konusunda anlaşmaya varır. Bunu bir iş anlaşması olarak tanımlayabiliz. Bu anlaşmada işçinin ve iş verenin görevleri ve hakları saptanır. İş anlaşmasının hazırlanmasında ve belirlenmesinde de devletin rolü büyüktür. Devlet, her iki tarafında uyması gereken bir takım yasaları saptar. Devletin bu davranışındaki amaç, emekçinin bir takım haklarının garanti edilmesidir. Mesela, iş yasasında da belirli bir haftalık çalışma süresi vardır. Bundan başka işçinin güvenlik ve sağlık şartları, bayram tatilleri ve yıllık izinler, hastalık yada bir kaza durumu ile ilgili maddelerde yer alır. Bu konuda daha bir çok kural vardır.

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Basım Tekniği

Ekleyen admin | Kategorisi Bilim Teknik, Nedir | Eklenme Tarihi : 29-08-2010

0

Beşyüz yıldanberi basılı şeyler insan hayatında önemli bir yer tutar.Başlangıçta bunlar yalnız kitapları kapsıyordu ,ama sonraları  tekniğin gelişmesi, bilimin türlü dallara ayrılması ve günlük işlerin artması sonucu değişik alanlarda kullanılmaya başlandı. Gazeteleri, degileri, afişleri,  katalogları, takvimleri, banka formüllerini, pulları, kartpostalları, resmi kağıtları, prospektüsleri örnek olarak gösterebiliriz. Burada duralım. Çünkü basılı şseylerin hepsini sıralamaya kalkarsak ne bu site, nede benim ellerimin gücü kafi gelir.Ama Yazan gençlik farkıyla bunlardan bahsedelim.

Bizler bugün öğrenmek istediğimiz hemen herşeyi ders kitaplarımızda ve bilim kitaplarında buluruz. Yada internet bütün bilgiye sahip. Gazeteler,  Dünya olaylarını yansıtıp görüş alanımızı genişletir. Kataloglar ve uygulama kitapları, bize eşya ve makinelerin kullanılmasını öğretir. İşte bunlar gibi sayısız yayın, bize çalışmalarımızda ve öbür ülkelerin insanlarıyla ilgilerimizde yardımcı olurlar.

Matbaacılık  Nedir ?

Matbaacılık, kitap, gazete, resim ve harita gibi şeyleri kâğıda basma sanatı ve bilgisidir.

Bugün çok gelişmiş olan basım tekniğini birlikte inceleyelim.

Basım Sözünün Anlamı Nedir?

Türkçemizde, Basım sözü yerine çok yanlış olarak baskı kelimesi kullanılmaktadır. Baskı Makinesi gibi. Gerçekte, her iki deyimin de ayrı ayrı anlamları vardır.

Basım, elle veya bir makineyle kağıt, kumaş ve maden yaprakları üzerine kalıp biçimindeki harfler, şekiller  ve kliseşerle yazı, resim, süsleme şekilleri vb. basmak işidir.

Baskı ise her basma işinin tekrarına ya da renkli resim, şekil, ve yazılar için her renge ait klişe ve kalıpla ayrı ayrı basım yapılmasına denir. Baskı sözünün ilk anlamına  Bu formadan 10,000 baskı yapılmıştır.  İkinci anlamına da Bu renkli resim üç baskılıdır.

Matbaacılık Çalışmaları

Bugün yeryüzünde, en azı 5000 baskı olmak üzere yılda 200.000 kitap yayınlanır. Bunun toplamı, 1 milyar cilt eder. Bu rakamın gerçeklik derecesi tartışılabilir. Çünkü birçok ülkelerdeki yayınlar üzerinde yeterli bilgi edinmek mümkün değildir. Matbaacılıkta rekor şüphe yok ki gazete basımı yapan basımevlerindedir. Bütün Dünya’da aşağı yukarı 13,000 günlük gazete vardır. Eğer, haftalık, onbeş günlük, aylık ve belirli süreler içinde çıkanları da gözönüne alacak olursak günde 224 milyon nüsha gazete basıldığını söyleyebiliriz. Bu rakamlar, bize korkunç sayıda  ve çok değişik biçimler gösteren bir basılı  kağıt yığınının hergün Dünya’nın dört köşesinde basıldığı anlatır.

Kitap – Kitap, gerçekten matbaacılığın kralıdır. Çünkü, o insanı insan yapan bir eserdir. Kitap, eğitiminin temelidir ve temeli olarak kalacaktır. Kitabın değişik birçok biçimleri vardır. Bunları ileride göreceğiz.

Gazete – Günlük gazeteler çoğunlukla olmakla beraber haftalık ve onbeş günlük olanlarıda vardır.

Dergi – Bugün Dünya’da değişik konular üzerine yayınlanan onbinlerce dergi vardır. Bu dergilerin çoğu haftalık olarak yayınlanır. Bunların dışında içlerinde çeşitli konuları toplayan ama belirli bir kitleye hitap eden haftalık dergiler de vardır. Herhangi bir bilim dalı ya da teknikle ilgili dergiler daha çok aylık,  iki aylık, üç aylık ve yıllık olarak yayınlanır. Çok yaygın çeşitleri meydana getiren bütün bunlardan başka basımı yapılan daha binlerce küçük eser vardır. Bültenler, kılavuzlar, albümler, kataloglar gibi. Resim ve haritalar da çok sayıda basılır: Coğrafya haritaları, şehir planları, ünlü ressamların tablolarının röprodüksiyonları, kartpostallar, afişler gibi. Şurasını da unutmamak  gerekir ki yalnız kâğıt üzerine basım yapılmaz. Kumaş, teneke, yumuşak maden alaşımları ve plâstik maddeler üzerine de basım yapılabilir.

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Atom Nedir ?

Ekleyen admin | Kategorisi Bilim Teknik, Nedir | Eklenme Tarihi : 29-08-2010

0

Bir maddenin bir durumundan öbürüne geçişini sağlayan dönüşümlere veya maddenin içinde bulunduğu kışulların değişmesine OLAY adı verilir.

Bu olaylardan bazıları, maddenin özelliklerini ve bu özelliklerin sebebi olan iç yapılışını değiştirmez. Yalnız maddenin dış biçimini değiştirir. Suyun buz olması gibi. Bu olaylara FİZİKSEL OLAYLAR denir.

Bir başka biçim değiştirme olayında madde, özellikleriyle birlikte bu özelliklerin sebebi olan iç yapılışını da değiştirir. Bu çeşit olaylara da KİMYASAL OLAYLAR denir.

Fiziğin atomla uğraşan ve atomla ilgili bütün olayları  ( bu olaylar KİMYASAL DA OLABİLİR )inceleyen bölümünne ATOM FİZİĞİ adı verilir.

ATOM NEDİR ?

Atom, bir maddenin özelliğini kaybetmeden bölünebileceği en küçük bir parçasıdır.  Son derece küçük olan  bu tanecikler, gözle görülemezler. En güçlü mikroskoplar bile bu atomlarıgörmemize yetmez. Biz atomların varlığını ancak bir takım özel yöntemlerle incelediğimiz zaman farkederiz.

Atomları bir doğru boyunca birbiri yanısıra dizmek mümkün olsaydı 10 milyon atom bir milimetre içine sığdırılabilirdir. Atom yunanca bölünemeyen anlamını taşıyan atomos kelimesinden gelmektedir. Eskiler atomo maddenin en küçük parçacıüı olduğunu ve bölünemeyeceğini sanırlardı. Ama bu sanı doğru değildi. Çünkü atom da kendisinden küçük birçok parçacıklardan meydana gelmiştir. Atom, parçacıklara ayrılabilir. Bu parçalanma, onun getirdiği maddenin yapısını da değiştirir.

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Hava Nedir ? Torricelli Deneyi

Ekleyen admin | Kategorisi Bilim Teknik, Nedir | Eklenme Tarihi : 29-08-2010

0

Atmosfer, yer küresini, yada herhangi bir gök cismini çepeçevre kuşatan bir gaz tabakasıdır. Değişik gazların değişik oranda karışımından meydanagelen bu tabakaya biz HAVA deriz. Hayatın  bütün biçimleri için vazgeçilmez bir eleman olan oksijen, havada %21 oranında bulunur. Temel bir yapıcı olan Azot’un havadaki oranıysa %78′dir.

Yer küresini kuşatan havada en çok bulunan gaz Azot olmasına rağmen, ne insanlar, ne hayvanlar, ne de bitkiler, bu gazdan doğrudan doğruya yararlanamaz. Bu durum, tabiatın en garip ve anlaşılamayan noktalarından biridir. Biz, bir Azot Denizi içinde yaşarız ve ömrümüz boyunca günde 1000 litre Azot’u akciğerlerimize çekeriz ama onun bir gramından bile fayda sağlayamayız. Halbuki bir insanın günlük Azot ihtiyacı 8 gr.’dır.Biz bu miktarı besin maddelerinin içinde bileşik durumunda bulunan Azot’tan sağlarız.

Hava Basıncı

Havanın da bütün öteki maddeler gibi bir ağırlığı vardır. Bir metre küp havanın, 0 derecede ve deniz yüzeyinde ağırlığı yaklaşık olarak 1,293 kg’dır. Havanın yer yüzeyinde bir ağırlığı olduğuna göre, onun bu ağırlığının her şey üzerine etki yapacağı da bir gerçektir. Biz bu ağırlığa ATMOSFER BASINCI deriz.

Atmosfer basıncını ilk bulan ve ölçen, Galilei’nin öğrencisi olan Evangelista Torricelli (1608 – 1647) dir. 1642 yılında Floransa’lı kuyucular, ufak bir tepe üzerinde bulunan Floransa Dükü’ne ait saraya su çıkarmak için pompa yapmışlardı. Ama bütün uğraşmalarına rağmen suyu 10 metreden daha yukarıya çıkaramıyorlardı. Bu olay Galilei’ye anlatışmıştı. Ünlü bilgin, bu problemi çözmek için uğraşmış, ölümüne yakın öğrencisi Torricelli’ye durumu anlatarak bunun üzerinde uğraşmasını istemişti.

Torricelli, suyun 10 metreden daha yukarıya çıkmamasının nedenini araştırdı. Sonunda buna havanın sebep olabileceğini düşündü.

ESRARIN ANAHTARI: CİVA

Torricelli, bu teorisini ispatlamak zorundaydı. 1643 yılında deneyini sudan 16,596 defa daha ağır olan civa ile yapmayı düşündü. Teorisi doğru ise civanın sudan 13,59 defa daha az bir yüksekliğe yani 76 santimetreye çıkması gerekirdi.

Torricelli. 1 santimetre çapında ve 1 metre uzunluğunda bir ucu kapalı cam bir tüp aldı. İçini civayla doldurdu. Ağzını başparmağıyla kapatarak, başaşağı, civa dolu bir kaba daldırdı. Sonra parmağını tüğün ağzından çekti. Tüpün içindeki civa, onun önceden düşündüğü gibi 76 santimetreye kadar indi ve orada kıpırdamadan durdu. Neden durmuştu? Çünkü civa sütununu bu yükseklikte tutan, havanın çanak içindeki civa yüzeyine binen ağırlığıydı. Tüğün boş kalan bölümünde hava bulunmadığı için orada bir ağırlık söz konusu değildi.  Bu Atmosfer Basıncının 76 santimetrelik bir civa sütununa eşit olduğunu gösteriyordu. 1 santimetreküp civanın ağırlığını bilen Torricelli için bu basıncı gram olarak bulmak hiç de zor değildi. 76 rakamını (1 santimetrekarelik tüpün içindeki civanın santimetreküp değerinden ifadesidir) 13,59′la ( 1 santimetreküp civanın gram olarak ağırlığıdır) çarparak, yaklaşık olarak 1 santimetrekare üzerinde 1033 gram yani 1,033 kg lık bir basınç olduğu sonucunu çıkardı.

Şurasını belirtmek gerekir ki bu basınç deniz düzeyindeki basınçtır ve yükseldikçe azalı. 4000 Metre bir yüksekliğe çıkarsak 4000 metre den sonraki hava tabakasının ağırlığını düşünmek doğru olur.

Tabiatın Kusursuz Dengesi

İnsan da bir basıncın etkisinde kalır mı ? Kalır. Vücudumuzun yüzeyi 15,000 santimetrekare dir . Bu da bizim 15,000 kilogramlık yani 15 tonluk bir hava ağırlığını kaldırdığımızı gösterir. Ama insan bu yük altında ezilmez. Neden mi ? Çünkü Solunum yapar. Ağız ve burnumuzdan içimize çektiğimi hava, solunum sistemimiz yoluyla kanımıza girerek kaslarımıza kadar gider. Böylece insan vucudu içinde de dışındakine eşit bir basınç meydana gelir. İşte bu <<KUSURSUZ DENGEDİR>>

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Alet Nedir?

Ekleyen admin | Kategorisi Nedir | Eklenme Tarihi : 28-08-2010

6

<< İnsan, aletler yapan bir hayvandır.>> Benjamin Franklin 177 yılında böyle yazmıştı. İnsana hayvan dediği için Amerika’lı mucit ve başkanı hoş görebiliriz. Çünkü, o, bu sözü ile, <<insan, yaşayan bütün canlılar arasında, amaçları için kullanmak üzere alet icat eden tek canlıdır.>> demek istemiştir. İnsan bununla da kalmamış, başka aletler yapmaya yarayacak alet yapmasını da bilmiştir.!

Herhangi Bir Şey Alet Oluyor

İnsan yeryüzünde belirdiği andan itibaren, yiyeceğini sağlamak ve kendini lüzumlu olan her şeyi sadece ellerinin yardımıyla yapmak zorunda kalmıştır. İlkel insanın elleri  iri, kaba, nasırlı ve kuvvetliydi ama nihayet eldi ve her şeyi yapamazdı: Odunu kıramaz, taşı ufalayamaz, kazığı sivriltemez, bir hayvanın derisini yüzüp onu parçalayamazdı. İşte o zaman, insan, üstün zekasını mücizelerinden birini – belki de ilkini yaptı: Bir şeye yeni bir anlayışla baktı ve onu bir araç,  bir alet gibi gördü. Bu taştı. Taşı, artık düpedüz taş olarak değil, amaçlarına hizmet edebilecek bir şey olarak görmeye başladı. İnsan, ondan sonra, her geçen gün yeni âletler icat ederek kendi tarihini yaşamaya başladı.

Alet Nedir ?

Âlet, bir iş yapmaya yarayan faydalı bir araçtır. İnsan, aleti, bir rendeyi, çalıştıran <<bir işte veya bir sanatta kullanılan el aracı>> anlamına gelmektedir. Daha doğru  söylemek gerekirse alet bir işin elle veya makina ile yapılmasında madde ile doğrudan doğruya temas eden araçtır. ( Örnek: delinecek bir maddeye doğrudan doğruya giren bir matkabın ucu.) Ama daha genel ve yaygın bir tarife göre âletler, kafa yormaksızın elle ve makina ile yapılan işlerde kullanılan faydalı araçlar ve avadanlıktır.

Âlet ve Makina

Âlet, bir iş yapmaya yarayan faydalı bir araçtır. İnsan, âleti, bir rendeyi, çalıştıran <<harekete getiren kuvvettir.>> Ama, bu bir âletten faydalanılarak bütüniyle insan çalışmasının yerini alan âletlere makina denir. Örnek olarak rendeyi alalım, Rende tahtayı düzeltip perdahlayan bir alettir. Burada, insan, kuvvet rende ise âlettir. Ama rende makinası, tahtaları perdahlarken insan kuvvetinin yerini alır; hem alet, hem de işleten kuvvet olur: MAkina.

Hepimiz, çok defa merakımızı uyandıran, ilgimizi çeken bir sürü alet kullanılır, evde, fabrikalarda, her yerde onları işlerken görürüz. Ama çok defa, sadece neye yaradıklarını değil, isimlerini bile bilemeyiz.  Şimdi her ikisini de açıklayalım.

İnsan Elinin Aldığı Durumların Birer Benzeri Aletler

El, âlete ilk örnek olmuştur. Belli başlı aletler ona benzetilerek yapılmıştır. Bunlar elin yetersiz olduğu işlerde kullanılırlar. Gerçekten, çeşitli işlerde kullanılan âletler insan elinin değişik durumların birer benzeridirler.

Yakalamaya, küçük şeyleri sıkıştırmaya yarayan pensenin ağzı, bu şey elle tutulduğunda, parmakların alacağı durum göz önünde bulundurularak yapılmıştır.

Ekskavatörün tırnaklı kepçe’si, elin sıvı(su) veya toz halinde gelmiş (kum, toprak) cisimleri tutmak için aldığı durumun aynıdır.

Çeşitli Alet Örnekleri

Önce de söylediğimiz gibi aletler, insanın bir iş yaparken kullandığı faydalı araçlardır. Böylece (tencere, çatal, kaşık, bıçak gibi) yemek pişirmek ve yemek için kullanılan mutfak edevatı, (kazma, tırmık, çapa gibi) bahçe ve (rende, eğe, raspa, testere gibi) marangoz aletler,yle kullanılacakları işe göre yapılmışş daha başka faydalı araçlar da vardır.

Burada hepsini sıralamak çok yer alır, zira sayıları pek fazladır. Bunun için sadece klâsik aletlerden, yani kesmek, delmek, birleştirmek, perdahlamak, ölçmek, kontrol etmek gibi insanın temel işleri yaparken kullandığı aletlerden, söz edeceğiz. Bunlar, maden ve tahte işlerinde gerekli olan, makinistin, elektrikçinin, su tesisatçısının, genellikle teknisyenlerin kullandıkları âletlerdir.

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Bizde Sanat

Ekleyen Kürşad Altan | Kategorisi Sanat | Eklenme Tarihi : 28-08-2010

0

Şimdi sanat ile yazı yazıcam iyi hoşta ne yazıcam pek bilmiyorum. Sanat diye bir kategori var ama ne yazılır bilmiyorum. Google amca ve sanat sevetler tarafından hoş karşılanması adına kurulmuş olabilir diye düşünüyorum. Sanat açıkcası benim hayatımda pek yok. Daha doğrusu sanat vardırda farkında değilim. Müzik dinliyorum ama sanat olarak görmüyorum. İnternette resimlerede bakıyorum ama o sanat sayılmaz sanırım. Başka ne yapıcam heykel falan yapamamki. Sanatla ilgileneyim.

Aslında bu benim suçum değil gibi. Bizim suçumuz değil sanatsız olmayı biz seçmedik. Biraz tarihi bir yazı olucak gibi ama teması sanat. Biz Türkler tarihimizin başlarında göçebe yaşamışız. Göçebe toplumlar sürekli yer değiştirdikleri için sanata falan ihtiyaç duymamışlar haliyle. Yani ben burda heykel yapsam göç ederken onu yanımda götürecek halim yok ya. Bende heykel yerine kılıç yaparım. En azından kılıç, kalkan falan hazırlar daha sonraları gösteri düzenlerim. Ama yerleşik toplumlar öyle değil. Kılıçı ne bilir. Heykel yapmış, resim çizmiş, şiir yazmış bunlarla vakit geçirmiş. Göçebe ve yerleşik toplumların en büyük farkları bu sanırım.

Avrupalılar göçebe yaşamadıkları için bugün bizden sanat anlamında ilerideler. Hoş yaptıkları sanat değil ya neyse. Bazen düşünüyorum bu göçebelik bize ne kazandırdı. Göçebe yaşamımız bize sanat kaybettirmiş olsada insanlık kazandırdığı kesin. Çünkü diğer insanlarla, kabilelerle iletişim halinde olmak diğerlerinin yaşayışlarını görmek ve etkilenmemek mümkün değil. Göçebe yaşamasaydık dünyaya hükmedemezdik. Çünkü güçlü bir toplum olmazdık herhalde. Tarihi detaylı inceliyip karara varmak daha kolay olabilir. Sanata dönelim . Sanat bence insanın dış dünyadan uzaklaşarak, kendini kendi için birşeyler yapmasına verilen isimdir. İnternette sanatın tanımına bakmadım. Açıkcası çok uç bir tanım olursada yapacak birşey yok ben sanat ile uğraşsaydım kesinlikle kendim için birşeyler yapmak nedeniyle yapardım.

Yanlışı ve doğrusuyla bana ait.Sanat insanı rahatlatır diye düşünüyorum. Gerçi mutluluğun formülü sanat değil. Formül insanın sevdiği şeyleri yapması ve onlarla vakit geçirmesi.

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Edebi Metinler

Ekleyen admin | Kategorisi Edebiyat | Eklenme Tarihi : 24-08-2010

0

Metinlerden bir kısmı öğretmek, bir kısmıda sanatsal zevk uyandırmak için yazılır. Edebi metin gerçek dünyadan esinlenerek oluşturulmuş sanatsal bir dünyadan yani kurmacadan izler taşır çünkü bu metinde sözcükler ilk anlamlarından uzaklaşarak yan ve mecaz anlamda kullanılır, insan dışındaki varlıklara insani özellikler verilir, sözcüklerin çağrıiım güçlerinden yararlanılarak oluşturulmuştur.

Böyle olduğu için her edebi metin, herkeste farklı çağrışımlar uyandırabilir.

Hatta ayın metinde farklı yaşlarda okuyan kişi o metinden ayrı ayrı tatlar alır. Okuyucunun hayak dünyasında metni oluşturan sözcükler yeni anlam kazanabilir.

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Bütünüyle Edebiyat

Ekleyen admin | Kategorisi Edebiyat | Eklenme Tarihi : 24-08-2010

0

Edebiyatın Tanımı :Duygu, düşünce ve hayalleri etkili bir dille sözlü veya yazılı olarak anlatma sanatına edebiyat denir.

Edebiyatın Diğer Bilim Dallarıyla İlişkisi

Tarih, Psikoloji, sosyaloji, felsefe gibi alanlarla edebiyat arasında önemli bir ilişki vardır. Çünkü bunların hepsinin temelinde insanın duygu, düşünce ve davranışları bulunur.

Bir roman yazarı psikoloji biliminden yararlanabilir. Dostayevski’nin suç ve ceza adlı esesi psikolojik romana örnek olarak gösterilir.

Bir edebiyatçının tarihten, sosyolojiden, felsefeden haberdar olmaması düşünülemez. Örneğin bir roman yazarı yüzlerce yıl önce yaşadığı düşünülen bir osmanlı denizcisinin maceralarını anlatabilmesi için tarih ve coğrafyadan yararlanmak zorundadır.Buda edebiyat ile diğer bilim dalları arasındaki ilişkiyi kanıtlar.

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Bilim Nedir ?

Ekleyen admin | Kategorisi Bilim Teknik | Eklenme Tarihi : 24-08-2010

2

Bilim veya ilim insanların merak ve amaç besleyen olgu olarak günümüze kadar alt dallarıyla gelmiştir.İnsanların daha iyi yaşam koşullarına sahip olmasına, var olmayan olguları bulmasına ve yeni şeylere ön ayak olmasına bilim adı verilmiştir. Bilim, sanat tarafından temelleri atılmış olup her kademede, her seviyede sanatla geliştirilmiştir. Bilimi sanattan ayıran fark ise sanat kişiden kişiye değişiklik gösterirken bilim kesin sonuç taşır.

Bilimin temelinde deney ve gözlem yatmaktadır. Bazı bilim insanlarına göre bilim :

  • Her türlü düzenden yoksun duyu verileri ile düzenli düşünceler arasında uygunluk sağlama çabasıdır.
  • Gözlem ve gözleme dayalı akıl yürütme yoluyla dünyaya ilişkin olguları birbirine bağlayan yasaları bulma çabasıdır.

Türk Dil Kurumu, Güncel Türkçe Sözlük’te “bilim”i şöyle tanımlamaktadır:

  • “Evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak sonuç çıkarmaya çalışan düzenli bilgi, ilim.”

İnsanoğlunun sürekli yaşadığı çevreyi daha yaşanılabilir hale getirme çabası bilimin gelişmesine muhakkak fayda sağlamıştır. İnsaoğlu yaşadığı çevreye duyduğu merak arttıkça olağan gibi görünen şeylerin nedenini aramaya başlamıştır. Buda Dünya’nın pek olağan olmamasını ve gizemlerle dolu bir yer olmasını ortaya çıkarmış ve bunları çözümlemek gerçeğini doğurmuştur. Geleneksel bilim sadece anlamaya ve çözmeye gereksinim hissetse de, ileri safhalara bölünen bilim türleri sadece çözmeyi değil çözümden öte ilerlemeyi de kapsar.Geçmişe bakıldığında en önemli sayılan bilim dallarından bazıları matematik, geometri, gök bilimi ve tıptır. Çok çeşitli matematiksel çözümleme sistemlerinin geliştirildiği ilk zamanlardan bu yana hâlâ yeni formüller, sistemler, kuramlar geliştirilmektedir ki bu da bilimin sürekliliğine bir örnektir.

Bilim kişiden kişiye değişim göstermez. Bilimi sanattan ayıran en önemli nokta budur. Benim beğendiğim bir şiiri sizin beğenmemeniz doğaldır çünkü şiir bir sanattır. Ancak bilimde bu söz konusu değildir. Çünkü bilim herkes tarafından kabul edilmiş kurallar içerir. Dünya’da yer çekimi vardır ve bu çekim kuvveti bizi yerde tutuyor gerçeğine karşıt bir görüş sunabilir misiniz?Bilim ile sanatın arasındaki en büyük fark budur.Bilim deney ve gözleme dayanır.

Bilimin Tanımı : Evrenin yada olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan, bunu düzenli bilgi haline dönüştüren çalışmalar bütünüdür.

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF