Watan Bekçileri

Ekleyen Kürşad Altan | Kategorisi Kişisel Gelişim, Yaşam | Eklenme Tarihi : 02-01-2011

1

Geçenlerde şu çok çok ünlü sosyal paylaşım sitesini (facebook olduğunu kimse anlamasın diye böyle yazıyorum) dolaşırken bir paylaşım gördüm.

Şöyle yazıyordu – Watan için ne gerekiyorsa hazırız. -

Pardonda sen hangi ümmete hizmet ediyorsun arkadaş ? iyi anladık “watanı” koruyacanda hangi vatan ? Yazinin devamini oku »

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Gazeteciliğin Kısa Tarihi

Ekleyen Kürşad Altan | Kategorisi Nedir, Tarih | Eklenme Tarihi : 31-08-2010

0

İlk gazeteler baskı makinesinin keşfinden sonra 16′ncı Yüzyılın ikinci yarısında yayınlanmaya başlandı. Daha önceleri eskiçağ insanları haber ve bilgileri kaydetmek ve yaymak için çok basit araçlar kullanırlardı.

Eski Mısır’lılar ve daha sonraları Babil’liler zamanında önemli olayları günü gününe kaydeden devlet kâtipleri vardı.

M.S. 1500 yıllarında Çin’liler İmparatorluk Günlüğü adıyla el yazması resi bir gazete çıkardılar. Roma’lılar da, kanunları, senato kararlarını, mahkeme duruşmalarını ve önemli olayları halka bildirmek amacıyla gazete tipinde bazı resmi yayınlarda bulunmuşlardı.

Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasından 15′nci Yüzyıla kadar uzun bir süre gazeteciliğin adı sanı unutuldu. 15′nci Yüzyılda Avrupa’da yavaş yavaş bir Haber Endüstrisi meydana gelmeye başladı. Bu haberler devlet görevlilerinin kendi çevrelerinde topladıkları bilgilerden, tüccarlarla, hacılarla, askerlerle yapılan konuşmalardan meydana geliyordu. Bu haberlerin kâtipleri  tarafından birçok kopyası çıkartılarak abone olanlara ve halka satılıyordu. Gazeteciğiliğin ataları  olan bu yayınlar Venedik’te, o çağın Venedk parası olan 1 gazetta karşılığında satılıyordu. İşte bundan sonradır ki haber yayan basılı şeylere gazete adı verilmeye başlandı.

1465 yılına doğru makine basması ilk gazetelerin ortaya çıktığı görülür. Dört veya sekiz sayfa olan bu gazeteler dini, siyasi veya önemli başka olayları ele alıyor, ama daha çok bunları bu gazeteler gelişi güzel bir dille işliyorlardı. Oçağda bu gazeteler özel ufaklar tarafından dağıtılırdı. Bu yüzden halk kendilerine Posta adını taktı. Ancak bunlar düzgün aralıklarla yayınlanamıyordu.

1626′da Londra’da The Weekly News  adoyla ilk İngiliz haftalık gazetesi çıkmaya başladı.

Fransa’da kralın özel hekimi  ve tarihçi olan Theophraste Renaudot 1631 yılında Gazette de France adıyla ilk fransız fazetesini çıkardı.

17′nci ve 18′nci Yüzyıllarda haftalık gazeteler bütün Avrupa ve Amerika’ta yayıldı. Artık gazetecilik başlıbaşına bir meslek durumunu almıştı. İlk günlük gazete 1704 yılında Londra’da yayınlanmaya başlandı: Daily Courant(Günlük Posta) . Ünlü times gazetesi ise 1788 yılında kuruldu.

Fransız ihtilâli, modern gazeteciliğin de doğmasına yol açtı. Krallık yönetiminin devrilmesiyle düzenli ve çabuk haber yetiştirme çığırı da açılmıştı. Gazeteler o çağa kadar kaçınılmış olan bir konuyu ele almaktan çekinmiyorlardı: bu, politikaydı. Siyasi gazetecilik bütün halk sınıflarında gazete okuma hevesinin hızla yayılmasını sağladı.

1805 yılında da İngiltere’de yine  Courrier ( Posta ) adıyla ilk akşam gazetesi çıkmaya başladı.

Gazete baskısı tekniği de bunlara paralel olarak gelişiyordu. Times gazetesi 1814′te  buharlı makineler kullanmaya başladı. 1846′da Amerika’da rotatif makinesi yapıldı.

Türkiye’de Yayınlanan İlk Türkçe Gazeteler

Türkiye’de yayınlanan ilk Türkçe gazete 11 Kasım 1831′de Padişah Mahmut II’nin emriyle çıkarılmaya başlanan Takvim’i Vekayi dir. Bu gazetede haberlerden ayrı olarak makaleler, çeviriler de yayınlanıyordu.

1 Ağustos 1840′ta İstanbul’da yayınlanmaya başlananikinci Türkçe gazeteyi William Churchill adında bir İngiliz çıkarıyordu.

Özel teşebbüs olarak Türk’ler tarafından ilk Türkçe gazete ise ilk sayısı 21 Ekim 1860′ta çıkan Tercüman-ı Ahval idi. Bu gazeteyi Şinasi ve Agâh Efendiler yönetiyordu. Daha sonraları 27 Haziran 1862de Tasvir-i Efkâr yayınlanmaya başlandı.

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF

Millet İçin Dil

Ekleyen admin | Kategorisi Edebiyat | Eklenme Tarihi : 24-08-2010

0

Dil milleti millet yapan unsurlardandır. Ziya Gökalp dili kültürün temel unsuru saymaktadır. Bu görüşünde haklıdır. Dili olmayan kültür düşünülemez.

Bir milleti oluşturan, bir araya getiren en önemli unsur dildir. Dili olmayan millet anlaşamaz. Millet için ortak bir tarihe sahip olmak ne anlam ifade ediyorsa ortak bir dilde onu ifade eder.Aynı tarihe sahip olmayan topluluğu millet olarak sayamayız. Aynı dile sahip olmayan topluluğuda Millet olarak sayamayız. Dolayısıyla ülkemizde yeni dil çıkarmak için bu kadar çaba sarfetmek yerine güzel TÜRKÇEMİZİ geliştirmeye çalışsak daha hayırlı bir iş yapmış oluruz. Konunun önemini ifade etme bakımından, mevzuyla ilgili bir şeyler söyleyebilmemiz ve yazabilmemiz için, aslında dilin mahiyetinin ne olduğuna, neleri kapsadığına, tarihi süzgeçten geçip günümüze kadar nasıl geldiğine, istikbalimiz açısından onun olmazsa olmazımız olup olmadığına bakmamız ve buna göre değerlendirmemiz gerekmektedir.Dil, varlığın kendi var oluşunu ifade etmesi açısından olmazsa olmaz unsurlarından biridir. Her ne kadar o, seslerin, hecelerin, kelimelerin ve cümle gruplarının anlamlı ve ahenkli bir şekilde bir araya geldiği bir semboller bütünü olsa da, onu milletlerin varlığı, devamlılığı ve geleceği açısından değerlendirdiğimizde dil; bir milletin kendisini, yaşayışını, kültürünü, inancını, devlet anlayışını, tarih şuurunu, geleneklerini, göreneklerini, eğitimini, teknolojisini, mimarisini, musikisini, yeme-içme şeklini, giyimini, mutfak kültürünü, yatmasını, kalkmasını; başka bir ifadeyle folklorunu; iç ve dış dünyasını söz ve yazıyı kullanarak ifade ettiği, asla vazgeçilmesi mümkün olmayan şah damarı niteliğinde bir unsurdur.

Ünlü düşünür Wittgenstein: “Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır.” İfadesindeki gerçekle, dilin sadece düşünceyi aktaran kuru bir ifade unsuru olmadığını, aynı zamanda dilin, kişinin dünyayı algılama biçimi olduğunu ifade etmektedir. Bu açıdan dil, düşünce şeklimizle de yakından ilgilidir.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk diline verdiği önemi hepimiz biliyoruz. Üstelik sömürgeci devletler, sömürdükleri ülkelere dillerini mecbur kılmaktadır. Bunu boşuna yapmıyorlardır herhalde. İngilizce sömürge devletlerine kendi dillerini zorunlu kılarak bugün evrensel dil olmasını dayatmıştır.Eğer atalarımız fetih ettikleri yerlerde Türkçe zorunluluğunu getirselerdi bugün evrensel olarak konuşulan dil Türkçe olurdu. Ama buna rağmen bugün dünya üzerinde en geniş arazide konuşulan dil Türkçedir.

Türkçenin önemini hepimiz kavradık. Ancak malesef bunu kavrayamayan ve özellikler internette TÜRKÇE konuşanlarla alay eden gerizekalılarda mevcut malesef. Onlarla aynı yerde yaşamaktan utanç duyuyorum. Türkçemizi katlettiler. Aslında bu belkide onların suçu değil sonuçta işin en başında öyle konuşan biri var. Suç bizim gerizekalılarda değil. Suç bu gerizekalıları eğiten insanlarda. Bu gerizekalılara güzel gelecek için sağlam bir eğitim şart.

Paylaş :
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • del.icio.us
  • Digg
  • RSS
  • Live
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • FriendFeed
  • PDF