Türkiye- Irak Sınırı ve Gertrude Bell

Bildiğiniz üzere Türkiye’nin Güneydoğu sınırının 4-5 kilometre güneyinde Irak’ın dümdüz ovaları yer alıyor ve Türkiye-Irak sınırının dağlık yapısının teröre elverişliliği düşünüldüğünde bu durum Emekli Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un “Sınırın yapısı yüzde yüz kontrolü engelliyor.” ifadesinde olduğu gibi sınırdaki güvenlik sorunlarının önünde bir engel olarak beliriyor. Zira sınırdaki dağlık bölgede derin vadiler bulunuyor ve buralarda güvenliğin sağlanması tam anlamıyla pek kolay görünmüyor.

Geçtiğimiz yıl Şemdinli’de 11 askerin hayatını kaybetmesinin ardından Devlet Bakanı Hayati Yazıcı yaptığı bir açıklamada Kuzey Irak’la sınırların kaydırılabileceğini ve sınırın değiştirilmesinin tartışılabileceğini söylemiş ve daha sonra da zaman zaman medyada buna ilişkin haberler yer almış, iki ülkenin sınırları üzerinde iki tarafın da ortak kararı ile yapılabilecek değişiklik üzerinde konuşulmuştu.

Geçtiğimiz aylarda ise Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Irak’a gerçekleştirdiği resmi bir ziyareti esnasında: “Bizimle sizin arasındaki sınırı biz çizmedik, siz de çizmediniz. Yabancılar çizdi. Eğer bu çizgiyi birkaç kilometre aşağıda çizselerdi bugün bizim heyette olan birçok kişi sizin heyetinizde yer alacaktı, eğer yukarıda çizilmiş olsaydı sizin heyettekilerden bazıları bizim heyette olacaktı. Bu çizginin politik olarak bir anlamı vardır. Ancak diğer açılardan hiçbir önemi yoktur. Çünkü iki taraf da kardeştir.”[1] demiş ve İstanbul Kültür Üniversitesi’nden Mensur Akgün ile yaptığı röportajda, “Bizim için Irak’taki Kürt, Türkmen ve Arap kardeşlerimiz Türkiye’deki insan dokusunun doğal uzantısıdır. Dolayısıyla onlarla entegre olmamız lazım.” diyerek Türkiye ile Irak sınırlarının doğal olmayan bir sınırla bölündüğünü hatta bunun yabancılar eliyle gerçekleştirildiğini ifade etmiştir.

Aslında bu iki açıklamadan odakla; birincisinde, Irak ile olan sınırların bundan yaklaşık 80-85 sene önce -Ortadoğu ve özellikle de Irak’taki çalışmaları nedeniyle İngiliz İstihbaratı ve İngiltere Dış İşleri Bakanlığı tarafından “Çöl Kraliçesi” olarak adlandırılan- Gertrude Bell tarafından çizilmesinin iki ülke için sınır konusunda yarattığı siyasi sonuçlarını ve bu sınırların değişmesinin gündeme geldiğini görebiliriz.

İkincisinden ise Ahmet Davutoğlu’nun tabiriyle iki tarafın da çizmediği bu sınırların; bölgenin istikrarını, halkların kardeşliğini ve Irak’ın kuzeyinde neredeyse %60’ı bulan Türk ticari faaliyetlerini engellemeyeceğini çıkartabiliriz.

Aslına bakarsanız, sınırlar üzerinde iki ülkenin de ortak kararı ile adaletli bir şekilde değişikliğe gidilmesi düşüncesi ya da bölgenin sadece politik sınırlar ile ayrıldığının söylenmesi Gertrude Bell’in çizdiği söylenen Türkiye-Irak sınırının bir sonucudur. Biz ise bu olumsuz sebebin mimari olan; akıcı Türkçesi, Arapçası, Farsçası ve kadınlığının da verdiği kolaylıkla Ortadoğu’ya yaptığı çeşitli ziyaretlerde aşiret reisleri ve bölge insanlarıyla birebir yaptığı konuşmaları, gezileri sırasında aldığı notları ve fotoğrafları İngiliz İstihbaratı’nın bilgisine sunan Gertrude Bell’i, Araplar arasında “Çölün Kızı” yahut “Irak’ın Taçsız Kraliçesi” olarak bilinen bir kadının hikâyesini inceleyeceğiz.

14 Temmuz 1868’de zengin bir İngiliz ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelen Gertrude Margaret Lowthian Bell, eğitiminin ilk kısmını evde özel hocalardan almış, daha sonra Londra’daki diğer okullarda eğitimini sürdürmüş, Oxford Üniversitesinde Modern Tarih, Coğrafya ve Arkeoloji eğitimi alan ilk bayan olarak ve üniversiteyi şeref payesiyle bitirerek üniversitenin tarihine geçmiştir.

Doğu dilleri ve coğrafyası üzerine ilgisi hasebiyle İngiliz İstihbaratı’nın ilgisini çeken Bell, ailesinin ve istihbaratın imkânlarını da kullanarak çeşitli ülkelerde konaklamış ve ileride bir Ortadoğu uzmanı olmasını sağlayacak seyehatlere başlamıştır. Bir arkeoloji heyetiyle beraber İran’a geçmiş, bir süre sonra Kudüs’e gelip Arapçasını geliştirmiş ve oradan da Bağdat’a doğru yola çıkmıştır. Burada kentin ileri gelenleri ile yaptığı görüşmeler ve yolculuğu sırasında çizdiği haritalar sonucunda Times Gazetesi’ne, Basra’dan Bagdat’a uzanan hat boyunca İngiltere tarafından yapılması gereken demiryolunun önemini vurgulayan bir yazı göndermiştir. Kısa süre sonra Musul’a geçen Bell, Yezidilerin olduğu bölgelerde yaptığı araştırmalar neticesinde ülkesine dönerek Mezopotamya yolculuğunu anlattığı kitabı kaleme almış ve Ocak 1911’de doğu seyahatlerine kaldığı yerden devam etmiştir.

Tekrar Bağdat’a gelen Bell, Şiilerin kutsal kenti Necef’ten geçmiş ve Harran’a varmıştır. Oradan da Kargamış’a geçen Gertrude, burada Thompson’la, Lawrence adındaki iki genç arkeologla tanışmıştır. Thompson Ashmolean müzesinde Hagarth’ın asistanı ve dilbilim dersi veren bir arkeologtur. Thomas Edward Lawrence ise ortaçağ çömlekçiliğine ilgi duyan 23 yasında yeni mezun olmuş bir arkeologtur.[2]

Burada geçirdiği üç haftadan sonra çöl üzerinden Şam’a geçen Bell, bir yandan da Osmanlı Devleti’nin batıda yaşadığı sorunları, sürekli borçlanan ekonomik yapısını ve İstanbul’daki yönetimin Arap toplumu üzerindeki denetiminin ne kadar gevşediğini gözlemlemiş ve bu boşluğu bölgede hâkimiyet kurmaya başlayan Almanya’ya karşı İngiltere’nin bir an önce doldurmasını raporlamıştır.

Bell’e göre; Irak üzerinde bir hâkimiyet, İran Körfezi’ndeki petrol sahalarını ve İngiltere’nin Uzak Doğu’daki sömürgelerinin güvenliğini de artırır. Zira Arabistan’da etkinliği giderek artan Bin Suud ile Suriye yönetimi İngilizler ile müttefiklik konusunda yakınlık göstermektedir.

Rapor, Lonra’daki Savaş Dairesinde Dışişleri Bakanlığı’nda ve Kahire’deki Askeri İstihbarat Bürosu’nda dikkatle incelenmistir. Hükümet Osmanlı’ya karsı izleyecegi politikayı henüz kararlaştıramamışken, Gertrude Bell onlara Arapları örgütleyip Türklere karşı ayaklandırmayı önermiştir. Ama bir yıldan uzun bir süre ona bu izin tanınmamış; yörenin bir kadın için çok tehlikeli olduğuna inanılmıştır.[3]

Gertrude, Kuzey ve Orta Arabistan’daki önemli kişileri tanıyor, güdülen siyasetleri herkesten daha iyi biliyordu. Altı uzun çöl seyahati sayesinde Suriye ve Mezopotamya’daki kabileleri ve yaşadıkları yerleri avucunun içi gibi biliyordu; böylece Gertrude Arapları kullanıp güçlü bir isyan başlatabilecekti. Hazreti Muhammed’in soyundan gelmesi ve Mekke’nin emiri olması Şerif Hüseyin’i dini açıdan bir numaralı lider yapıyor, bu da Britanya’nın onu bir müttefik olarak kucaklaması için yetip de artıyordu. Buna göre, Şerif Hüseyin İngilizlerin desteğiyle Türklere saldıracaktı. Bu yardıma karşılık olarak da Britanya savaştan sonra kendisine bir Arap Krallığı vaad ediyordu.[4]

1914 yılında Bağdat’a gelen Gertude, Irak’ta kabileler ile onları Türklere karşı ayaklandırmak için her zamankinden daha fazla zaman geçiriyor ve çizdiği çeşitli haritaları üstlerine yollayarak bölgeden geniş bir istihbarat aktarıyordu. Araplar arasında sağlamaya çalıştığı birliktelik ile birçok kabile ile görüşüyor ve Türklere karşı isyan için sürekli bilgi topluyordu. Öyle ki 1917-1918 yıllarında Faysal ve Lawrence’in işbirliği ile Türklere karşı gerçekleştirilen Arap isyanında Gertrude Bell’in raporları kullanılıyor ve elde edilen başarıdan ötürü Bell, Britanya İmparatorluğu Deniz Binbaşısı göreviyle onurlandırılıyordu.

1918 yılında Savaş Başkanlığı sınırların açık seçik belirlenmesini isteyince, Getrude Mezopotamya ve İran haritalarını önüne çekti ve büyük bir çalışmadan sonra hudut çizgilerini oluşturdu.[5] Gertrude Bell harita çizimlerine ağırlık vermiş, bağımsızlıklarını henüz kazanmamış bazı ülkeleri de hesaba katarak; İran, Türkiye, Suriye, Kuveyt ve Mezopotamya haritalarını da inceleyip Musul, Bağdat ve Basra vilayetlerinin Irak topraklarında kalmasına özen göstererek, yeni kurulacak olan Irak’ın yönetici adaylarını ve yönetim şeklini de kendi düşüncelerine göre belirlediği raporlarını hükümete sunmuştur.

Lawrence ve Bell, 1919 yılında Faysal ile bir araya gelip yeni ülkenin yöneticisinin belirlenmesinde büyük yol alıyorlarsa da işler istedikleri kadar hızlı ilerlemiyor. Bu sürede İngiltere’de olumsuz yönde olaylarda olmuştur; Mezopotamya konusundaki tartışma kötüye gitmiş, Savaş sonrası patlak veren ekonomik krizin yarattığı korkunç işsizlik vergi mükelleflerini isyan ettirmiş, Britanya’nın Ortadoğu’da güdümüne aldığı yeni bölgelerin masrafı, kamuoyunu çileden çıkarmış, sömürge başkanı olan Winston Spencer Churchill, İran’daki petrol çıkarlarının ve Mısır-Hindistan yolunun güvenliği açısından Basra’daki üssün mutlaka korunması gerektigini savunmuştur. Şu bir gerçek ki yöredeki askeri birliklerin yüksek maliyeti yüzünden Britanya, Irak’ın geri kalanından çekilme olasılığı ile de yüzleşmiştir.[6] Bu durumda, Faysal’ı Irak Emiri olarak seçmek ve İngiliz ordusunu küçültüp, güvenilir bir Arap hükümeti kurma düşüncesi tasarlanmış; ama Gertrude Bell İngiliz ordusunun desteği olmadan bölgede bir hükümetin kurulmasını doğru bulmamıştır. Birinci Dünya Savaşı’nın da bitimiyle gelinen ekonomik darboğaz, İngiltere’nin Mezopotamya’daki askeri varlığıyla da perçinlenmiştir.

Filistin, Ürdün ve tabii Irak’daki İngiliz varlığının geleceğine ilişkin kararların alınmasına yönelik olarak Churchill tarafından kırka yakın doğu uzmanıyla yapılan Kahire toplantısında tek bayan olarak fikirlerini sunan Gertrude Bell, iki yılı aşkın süredir Irak’ta devam ettirdiği çalışmaları neticesiyle Lawrence ile birlikte Faysal’ı Irak Emiri olarak onaylatabilmiştir.

Bell, özelikle Osmanlı’dan geriye kalan topraklarda kurulacak yeni ülkelerin şekillenmesine katkıda bulunarak, öncelikle petrol bakımından zengin toprakları Türklerin elinden alıp, bölgede kurulacak İngiltere mandasında bir ülkenin kontrolüne vermek istemiştir. Yıllardır süren orient gezilerinde çektiği fotoğrafları, çizdiği haritaları, elde ettiği bilgileri, siyasi ve etnik yapılanmaları da dikkate alarak taslak halinde çizdiği haritalar yavaş yavaş gerçek olmaya başlamıştır.[7]

Gertrude Bell, Faysal’ın emir olarak seçilmesiyle görevinin kalan kısa süresinde sürekli Faysal ve devletin ileri gelenleri ile istişare içerisinde olmuş, bir nevi gölgedeki danışman rolünü üstlenerek bölgede İngiltere’nin kısa süreli bile olsa en etkin istihbarat uzmanı olmuştur.

Bu noktada belirtmek gerekir ki; Türkiye-Irak sınırının çizilmesinde İngilizlerin savunduğu argümanları üretmiş olan Gertrude Bell her ne kadar etkin olmuş olsa da, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sonrası sahip olunan potansiyel dâhilinde bu sınırın belirlenmesinde Türk tarafı da ağırlığını koymuş; lakin dönemin, müstakbel Türkiye Cumhuriyeti’ne yaşattığı iç ve dış politikanın etkileri sebebiyle sınırın çizilmesi bu şekilde gerçekleşmiştir.

Ortadoğu’daki uzun seyahatleri boyunca çektiği binlerce resim, tuttuğu günlükler ve babasına gönderdiği yüzlerce mektupla bölgenin dönemsel tarihine kendi penceresinden ışık tutan Gertrude Bell’in, İngiltere Newcastle Üniversitesi kütüphanesinde kendi adına ayrılan bir arşivi bulunmaktadır.

1926 yılında yüksek dozda ilaç alıp intihar ettiği söylenen Gertrude Bell, Nisan 2003 yılındaki işgal sırasında yağmalanan Irak Müzesi’nin de kurucusudur.

İşin ilginç yanı; bundan tam beş sene önce Murat Bardakçı, İsrail’in Lübnan operasyonu şiddetli bir şekilde devam ederken, bölgeye giden Amerikan Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın “Yeni bir Ortadoğu’nun zamanı geldi.” şeklindeki açıklamasından sonra kaleme aldığı yazısında “Rice’ın sözleri, bana bundan 85 sene önce aynı sözleri eden ve sadece konuşmakla kalmayıp söylediklerini hayata geçiren bir başka kadını, Gertrude Bell’i hatırlattı.”[8] demişti. Biz de bu güzel metafora ek olarak şahısların ülkelerinin de farklı olduğunu ve şu anki konjonktürde bölgedeki egemen güçlerin de değiştiğini söyleyebilir; ama aradan geçen yaklaşık yüz yıllık bir sürede Ortadoğu’nun öz gücünün ve havsalasının da geliştiğini görebiliriz.

 

*Bekir Aydoğan – Ekopolitik Araştırmacısı

Alıntılar:

1- http://www.orsam.org.tr/tr/trUploads/Etkinlikler/Dosyalar/201113_sinan.pdf, s. 2.
2- Prof.Dr.Abdurrahman Aksoy ,Midyat’ta Bir Ajanın Anıları, 3 Aralık 2008 ,s.3.
3- Deniz Bayramoğlu, Irak’ı Yaratan Kadın Casus Gertrude Bell, Hurarşiv.hürriyet.com.tr, 22 Mart 2003, s.3-4.
4- Janet Wallach, Çöl Kraliçesi, Can Yayınları, İstanbul, 2004,s.291-302.
5- Ayrıntılı bilgi için Bkz: A.g.e. s. 310.- 324.
6- Bkz: Deniz Bayramoğlu, Irak’ı Yaratan Kadın Gertrude Bell,Hurarşiv.hürriyet.com.tr,22 Mart 2003,s.3-4.
7- Ayrıntılı bilgi için bkz: http://cezmiyurtsever.com/index.php?option=com_content&task=view&id=535&Itemid=4
8- Murat Bardakçı, Hurriyet Gazetesi, 30 Temmuz 2006

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>