Yazmak mı Yazmamak mı ?

Yolsuzluk ve rüşvet operasyonları hakkında bir süredir yazmakla yazmamak arasında gidip geliyorum. Hemen herkesin iyi kötü, doğru yanlış bir şeyler söylediği bu konu hakkında ne derece özgün ve doğru şeyler yazılabilir konusunda endişelerim vardı. Fakat yazmadığım için bu sinirimi, öfkemi içimde tutuyor ve her gördüğüme bu konuyla ilgili bir şeyler söylerken sorular sorarken buluyorum kendimi. O yüzden en iyisi yazmak gibi geldi.

Bu operasyonda çıkanları ve daha fazlalarını zaten yıllardır biliyor ve bas bas bağırıyorduk. Halen daha söylüyoruz, söylüyorlar zaten. Yolsuzlukların yapıldığını, rüşvetlerin döndüğünü operasyon öncesine kadar herkes kabul ediyordu. Hatta sanki insanlar ağız birliği yapmışçasına şunu söylüyorlardı. “Tamam, çalıyorlar yapıyorlar da kim gelse yapacak zaten.” İşte bu söz milletimin zihninde yer etmiş kırılması zor olan gerçeklerden. Bugüne kadar hemen hemen gelen her iktidarda bu tarz hırsızlıkların yaşandığını kabul etmek gerekir. Kimileri çok çalar kimileri az çalar. Kimileri göstere göstere çalar kimileri alttan alttan çalar. Benimde takıldığım canımı sıkan yok artık dediğim konu bu çalınan paralar değil zaten. Çalan cezasını bu dünyada çekmese bile öbür dünyada kesin çekecektir. Allah’ın adaleti en doğru adalettir.

Benim takıldığım mevzu operasyonun ardından yapılanlardır. Emniyet müdürlerinin görevden alınması, savcının üstüne savcılar getirilmesi, sanki çalmamış gibi mazlum edebiyatı yapılması benim midemi bulandırmaya fazlasıyla yetiyor.

Gezi parkı olaylarında gösterilen o hukuk bilmez, insaf bilmez, töre bilmez tavır bu operasyonlarda da sergilenmiştir ne yazık ki.

Ben ne dersem o olur, ben ne istersem o yapılır, ben bu ülkenin padişahıyım tavrı yakışık almayan bir yaklaşımdır. Emniyet müdürlerini savcılara düşman etmenin savcıları siyasilere düşman etmenin askerleri millete düşman etmenin milleti millete düşman etmenin mantığı yoktur. Erdoğan ve ekibinin bu yaptıklarının ülkeye ne denli zarar verdiğinin farkında olduklarını düşünmek bile istemiyorum.

Kaldı ki onlarda -ne kadar samimiler bilmiyorum ama- açıkladılar dönem dönem yanlış yaptıklarını. Mesela anayasa değişikliğinde referandumu döneminde HSYK konusunda yanlış yaptık diyorlar. Ümraniye soruşturmasında balyoz davasında yanlış yaptık diyorlar. Emniyette çete kurmuşlar biz fark edememişiz diyorlar. Ardından çıkıp bu ülkeyi en iyi biz yönettik diyorlar. Güler misin ağlar mısın !?

Yapılan hatayı kabul etmek normal şartlarda erdemli bir davranıştır. Normal şartlarda diyorum çünkü bu yapılanın kabullenmek değil aksine eksik yapmışız kabullenmesi olduğunu düşünüyorum. Biz yanlış yapmışız derken daha tekelleştirmemiz lazımdı demek istiyorlar aslında.

Biz yıllardır devletin her kademesine cemaat yerleşti, istedikleri gibi at koşturuyor derken cemaate toz kondurmayanlar bugün cemaate atıp tutarak yaptıkları pislikleri ört pas etmeye girişmişlerdir. Bu girişimin sonunu hayırlı görmediğimizi ben bir kez daha yinelemek istiyorum.

Erdoğan İstanbul’da kendini havaalanına karşılamaya gelen partililere “Bu iktidar yolsuzlukların iktidarı olsaydı IMF’ye borçları ödeyebilir miydi? 17 bin kilometre bölünmüş yol yapabilir miydi? Bizden önceki iktidarlar acaba bunları neden yapamadı. Minareyi çalan kılıfını hazırlar. Bunlar şu anda çaldıkları veya çalmak istedikleri minarenin kılıfını hazırladılar hazırlıyorlar. Bunlarda her yol meşru. Bunlar ailelerin mahremine girecek kadar haysiyetsiz. ” demiştir.

Sürekli bir IMF’ye olan borcu kapattık deyip duruyorlar. Fakat bu borcun ödenip ödenmediğinden ziyade nasıl ödendiği önemlidir. Devlet Bahçeli, Aydınlı kadınlarla buluştuğu bir toplantıda bu konuda “Başbakan IMF’e borç ödendi diye milleti kandırıyor. IMF’ye ödenen borç 21 milyar dolar, oysa bu ülkede 42 milyar dolarlık özelleştirme yapıldı. Özel sektör ve kamu borcu stoku iç ve dış olarak 220 milyar dolardan bugün 580 milyar dolara fırladı. Türkiye ürettiğini satarak, dış ticaretinde artı vererek borç ödemiyor; aksine, aylık ve yıllık bazda cumhuriyet tarihinin dış ticaret açığı rekorlarını kırarak bugünlere geliyor.” demiştir. Merak edenler resmi rakamlara ufak bir araştırma sonucu ulaşabilirler. Başbakanın yolsuzluk yok çünkü IMF’ye borcumuzu kapattık savunmasını samimi bir şekilde savunacak birisi yoktur diye tahmin ediyorum.
Ayrıca 17 bin kilometre bölünmüş yol için teşekkür ederiz.

Birde ailelerin mahremine girenlere haysiyetsiz diyen birinin bir kaç yıl evvel devletin mahremine girenlere ne demesi gerekirdi ? Başbakan daha önce bir çok konuda söylediği gibi ispatlayamazsa şerefsizdirler namussuzdurlar demiştir. Fakat merak ettiğim bir konu var. Acaba bu sefer daha öncekilerde olanın aksine bu iddialar ispatlanırsa ben şerefsizim namussuzum diyecek midir ? Yoksa konuyu geçiştirmek için kendisinden beklediğimiz gibi yeni şer odakları mı yaratacaktır ?

AKP yöneticilerine onların çarkıyla köşeyi dönenlere diyecek lafım yoktur. Memlekette yaşanacak en ufak sıkıntıda bir yerlere kaçacak olanlara da diyecek bir şeyim yok. Fakat vatan sevgisini imandan sayanlara, imanı hakikat sayanlara, helale haram katmayanlara, bölücüye çanak tutmayanlara bir çift sözüm var.
Yapılan hırsızlığın üstünü örtenlere dur deyin. Belki de onların dedikleri gibidir her şey. Bu operasyonda ki her şey iç veya dış güçlerin uydurmasıdır. Fakat doğrunun ortaya çıkması için yapılması gerekenleri sizde biliyorsunuz. Sizce de yıllarca hapis yatan profesörler, paşalar, yazarlar, vekiller daha büyük bir suç mu işlemişlerdir ?

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>