Yeni Dönemde Dış Politika Ajandamız*

12 Haziran genel seçimleri gündemdeki önemini bir süredir rafa kaldırılan dış politika konularına bırakırken, Türkiye yeni dönemde yoğun dış politika gündemi ile bölgesindeki gelişmelerde ‘etken’ olabilme mücadelesi veriyor, bir yandan Filistin, İsrail, Suriye ve Libya meselelerine ilişkin Ankara merkezli yoğun uluslararası toplantılar ve açıklamalar yapılırken, bir yandan da Kıbrıs, Avrupa Birliği ve Ermenistan ile ilişkilere yönelik karar dönemlerinden geçiliyor.

Türkiye’nin bölgesel bir güç olarak coğrafyasındaki politikalara Ankara merkezli gündem belirleme düşüncesi, dış politikada daha fazla sorumluluk üstlenmesine, yaygın ve etkin bir strateji ile kararlı ve tutarlı adımlar atmasına bağlıdır. Genel seçimler süresince geri planda kalan birçok mesele, seçimleri geride bıraktığımız bu dönemde dış politikamızı bir hayli hareketli ve tartışmalı günlere götüreceğe benziyor.

İsrail İle İlişkiler

Türkiye-İsrail ilişkilerindeki gerginlik, Türkiye’nin Mavi Marmara olayıyla ilgili özür, tazminat ve Gazze ablukasının sonlandırılmasındaki ısrarı ile gündemini korumaktadır. Buna karşılık, İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman çözüm için Türkiye’nin talepleriyle uyuşmaz bir tavır takınırken; İsrail Kabine Sekreteri Zvi Hauser, Türkiye ile görüşmelerin devam ettiğini ve uzlaşma için kurtarıcı bir formülün, İsrail’in güvenlik kaygılarıyla dengeli bir şekilde bulunabileceğini belirtmiş, İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak ise Türkiye’den özür dilenmesinden yana tavır koymuştur. Öte yandan İHH’nın Haziran ortasında Gazze filosuna katılmayacağını açıklaması hem Ankara’yı hem de Tel Aviv’i rahatlatmış, kimileri bu durumu Ankara’nın çözüm yolunda bir müdahalesi olarak değerlendirmiştir.

Türkiye’nin bölgede lider ülke rolünü üstlenebilmesi için tüm taraflarla olduğu gibi İsrail ile de iyi ilişkiler içinde olması gerekirken, İsrail’in de Ortadoğu’da Türkiye’nin partnerliğine ihtiyacı olduğu bilinmektedir. İsrail’in asker ya da radikal dini talepleri olan yöneticiler tarafından yönetilip sürekli güvenlik odaklı dış politika sürdürmesi, Arap dünyasında yaşanan gerilimi doğru okumasını engellemektedir. Türkiye ile ilişkilerini geliştirmiş bir İsrail, hem bu sorunu aşma noktasında yol almış olacak hem de Türkiye’nin diğer meselelerde ihtiyacı olacak enerjisini bu sorunda tutmayacaktır. Tüm bu gelişmelere rağmen önümüzdeki dönemde İsrail, kamuoyunda oluşturacağı etki ile Türkiye ile ilişkilerin normalleştirilmesinde yavaştan ama olumlu bir yol izleyerek içerideki muhalif sesleri de bastırmayı planlamaktadır.

Kıbrıs ve Avrupa Birliği

Davutoğlu ve Erdoğan’ın, 2012 yılı başına kadar Kıbrıs sorunu çözülmezse AB ile müzakere sürecinin donacağını ve Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin muhatap kabul edilmeyeceğini belirtmesi hem Kıbrıs hem de AB üyeliği meselelerini bir anda gündeme taşıdı.

2004 yılında BM (Annan) Planı referandumda Türk tarafınca %65 oyla onaylanmış, Rumlar ise %76 oyla ‘hayır’ demişti. Referandumdan bir hafta sonra Rumların adanın tümünü temsilen ve Türk kesimini yok sayarak AB’ye tam üye yapılması, Kıbrıs sorununu AB sorunu haline dönüştürmüştür. Temmuz 2012’de GKRY’nin AB Dönem Başkanlığı’nı devralacak olması ise konuya ilişkin bir dizi öngörüleri akla getirmektedir.

Birincisi, Kıbrıs sorununda olası bir çözüm ile hem adadaki anlaşmazlık çözülecek hem de Türkiye’nin AB üyeliği sürecini tıkayan önemli bir mesele ortadan kalkacaktır. Çözüm yolunda ilk senaryo, 2012 yılına kadar yapılacak referandum ile adanın birleşmesidir. Yalnız Rumların çözüm konusunda teşvik edilmesi ve AB’nin bu konuda tarafsız olması gerekecektir. Bu noktada çözümden yana olmayan ve sorunun taraflarından olan Rumların AB üyesi olması, AB’nin tarafsızlığına gölge düşürmektedir. Zira hem AB’de hem de diğer uluslararası örgütlerde tüm Kıbrıs’ı temsil eden GKRY statükosunu korumak ve mevcut koşulları lehine geliştirmek niyetindedir. İkinci senaryo ise Çekoslovakya örneğindeki gibi iki ayrı devlet oluşumuna gidilmesidir. Bu durumda Türkiye-KKTC ilişkilerinin yeni bir tabana oturtulması ve KKTC’nin kendi ayakları üzerinde durabilecek ekonomik, politik ve diplomatik nitelikler kazanması gerekmektedir. Böylelikle KKTC’nin imajı ileride Türkiye’ye bağlanabilecek bir ülke gibi değil de bağımsız bir ülke gibi kabul edileceğinden, KKTC’nin tanınmasında karşılaşılacak olası endişelerin de önüne geçilecektir.

İkincisi, GKRY’nin dönem başkanlığından önce çözüm üretilemediği takdirde, AB ile ilişkilerin askıya alınması, özellikle Belçika dönem başkanlığında olduğu gibi sürüncemede kalmasıdır. Önümüzdeki dönemde ilişkilerimizin pek de iyi olmadığı Danimarka’nın başkanlık yapacağını düşündüğümüzde, GKRY’nin dönem başkanlığında AB ile ilişkilerin dondurulması ihtimali yüksek görünmektedir.

Kıbrıs ve AB konularında önemli bir karar aşamasında olduğumuz şu dönemde, AB ülkelerinde ve özellikle Yunanistan’da görülen ekonomik krizin Rum kesimine de sıçraması ihtimali değerlendirilirken, çözümün sağlanması için mutlaka Almanya ve Fransa’nın olumlu adım atması gerekmektedir.

Ortadoğu İle İlişkiler

Otoriter rejimler ile ikili ilişkiler üzerinden kurulan ve sürdürülen diplomasi faaliyetleri, ‘Arap Baharı’ndan etkilenen ve demokratikleşeceği öngörülen ülkelerde eski işlerliğini koruyamayacaktır. Hem kamuoyunun hem de muhalefetin iktidarın dış politikalarını sorgulayabileceği düşünüldüğünde, mevcut Türkiye dış politikasının bu ülkelerde tabana yayılarak farklı güç odaklarıyla ilişkilerini geliştirmesi ve dengeli bir strateji yürüterek bölge barışı için itibar ve güvenilirliğini artırması gerekmektedir. Bunun için bu ülkelerdeki Dışişleri çalışanlarının sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler ve basın takibini iyi yaparak sorunların tarihi, sosyal ve siyasi yönlerini anında görüp yorumlayarak bölgeye has çözümler üretecek düzeye yükseltilmesi gerekmektedir. Zira bölgedeki değişim nihayete erdiğinde ve ‘Yeni Ortadoğu’nun yeni rejimleri kurulduğunda eski paradigmalar üzerinden yürütülecek siyaset Türkiye’nin bölgesel güç olma hedefini olumsuz etkileyecektir.

Ermenistan ve Azerbaycan ile İlişkiler

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un, Türkiye ziyareti esnasında Ermenistan ile ilişkilerin canlandırılması gerektiğini gündeme getirmesi ve birkaç gün önce Türkiyeli gazetecileri kabul eden Azerbaycan Başbakan Yardımcısı Ali Hasanov’un Türkiye ile ilgili dostane açıklamalarda bulunması iki ülkeyle olan ilişkilerin ne kadar bağlantılı olduğunu kanıtlar niteliktedir. Ali Hasanov, “Azerbaycan’ın haklı davasında en büyük destekçisinin Türkiye” olduğunu belirtmiş ve Kuzey Kıbrıs’ı Azerbaycan’ın tanıması hâlinde, “bugün bir tek Azerbaycan Kuzey Kıbrıs’ı tanırsa, 15 devlet Dağlık Karabağ’ı tanıyacak. Türkiye bunu istemez” diye açıklamada bulunmuş ve ardından Azerbaycan ve Türkiye arasındaki vize uygulamasının kaldırılmasına İran’ın karşı olması dolayısıyla ancak iki ülkeye eşzamanlı olarak vize kaldırımı olabilir şeklinde açıklamada bulunmuştur.

Ayrıca Nisan 2015’de Ermenistan’ın sözde soykırım iddialarının 100. yılı nedeniyle Türkiye karşıtı lobi faaliyetlerine kararlı ve geçerli bir politika benimseyerek şimdiden hazırlıklı olunmalı ve karşılıklı olarak şartlar sağlandığı takdirde ilişkilerin gelişmesine yönelik adımlar atılmalıdır.

Türkiye’nin Azerbaycan ile ilişkilerine “abi-kardeş” şeklinde değil de iki eşit ülke nispetinde salt duygusal olmayan bir formda yaklaşması ve mevcut sorunun tekrar bölgesel bir çatışmayı doğurmadan halledilmesi için adımlarını tartarak atması gerekmektedir.

*Bekir Aydoğan / Ekopolitik Araştırmacısı

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>