İş Hukuku Nasıl Ortaya Çıktı? | Yazan Gençlik

İş Hukuku Nasıl Ortaya Çıktı?

İş Hukuku Nasıl Ortaya Çıktı?

Dünyanın her döneminde insanlar çeşitli ihtiyaçlarını giderebilmek amacıyla ekonomik faaliyetlerde bulunmuştur. Farklı statülerde ve biçimlerde emek harcayıp karşılığında istediğini almayı amaçlamıştır. Çalışma süresince herkesin hakkını alabilmesi için gereken iş hukuku ve iş kuralları, tam anlamıyla işçi ve iş gücü kavramları ortaya çıktığında gerçekleşebilmiştir.

NOT: İçerik üniversite ders notları ile pekiştirilmiş olup ilgili bölümlerle alakalı bilgileri de içerisinde barındırmaktadır. Dünyada, Osmanlı’da ve Türkiye’deki iş hukukunun ortaya çıkışı işlenecektir.

Sanayi Devrimi ve İş Hukuku Tarihi

Dünyada 18. yüzyıl sonlarına doğru tarihsel gelişimin yön değiştirdiği, pek çok sektörde çağ atlanan Sanayi Devrimi, İngiltere’de yaşanmaya başladı. İşveren, işçi kelimeleri gündelik hayatın önemli parçaları haline geldi.

Sanayicilikle birlikte artık insan ve hayvan gücünden daha faydalı makine gücü önem kazanmıştır. Buhar, elektrik ve gaz enerjilerinin üretime dahil olması, üretimin makineyle gerçekleşmesi her ne kadar ilk olarak İngiltere’de gerçekleşse de kısa süre içerisinde Almanya, Fransa gibi Batı ülkelerine sıçradı. Artık buhar ve elektrik gücüyle çalışan makinelerle dolan fabrikalar, gelişme gösteren tüm ülkelerde yerini almıştı. Çalışma hayatını düzenleyen kurallar da kendisini bu dönemde göstermeye başladı.

Yaşamsal faaliyetlerini sürdürmek için ekonomik güce ihtiyaç duyan kesim yavaş yavaş göç etmeye başlarken fabrikalar yeni bir sınıfı daha insanlık tarihine yazdı. İşyeri sahiplerine bağlı olarak belirli bir ücret karşılığında çalışan, sanayinin gelişmesiyle neredeyse alt tabakanın tümünün dahil olduğu işçi sınıfı kavramı ortaya çıktı.

Oluşturma ve geliştirme çeşitliliği, süresi işveren için önem kazanmış; kar marjları artık üretimlerini pazarlara ulaştırıp satmalarıyla alakalıydı. Aynı zamanda yeni makineler ve araçlar için kar etmek ve sermayelerini arttırmak zorundalardı. Konjonktürde üretim maliyetlerinden ilk olarak iş gücü payı azaltılmaya çalışıldı. Halihazırda var olan kurallar, işverenlere büyük avantaj sağlıyordu. İşçi sınıfı hakkını alamıyordu. Devamında kapitalizmin yücelmesi halkı yoksulluğa ve sefalete itti.

Ekonomik kaybın yanı sıra alt tabakada ağır çalışma koşulları, kadınları ve çocukları istismar edip aile düzenini mahvetmişti. İşyerlerinde ayaklanmalar zamanla Sanayi Devrimi’ni zora sokmuştu. Yasallık kazanmasalar da işçiler, o dönem için bir araya gelip sendika kurarak haklarını arama yoluna gittiler. Klasik liberalizm düşüncesine karşı tavır takınmaya başladılar.

BİLGİ: Liberalizm gereği “laissez faire” bakış açısı, sistem tarafından benimsenmiştir. Halka önemli avantaj sağlayan bazı hizmetlerin dışında geri kalan tüm hizmetlerin serbest piyasa tarafından karşılanması bu düşünce tarafından savunulur. Sanayi döneminin ilk dönemleri için Liberalizm’in etkin olduğunu söyleyebiliriz.

Başta kadın ve çocuklar olmak üzere üzücü olayların tüm dünyada haber olmasıyla birlikte din kurumları, politikacılar, sanatçılar, düşünürler harekete geçtiler. Gerekli hakların verilmesi ve düzgün şartların oluşması amacıyla ilk ilk iş hukuku yasası gündeme alındı.

ÖNEMLİ: Dünyadaki ilk iş kanunu düzenlemesi 1802 yılında İngiltere’de yapıldı. Çocuk işçilerin çalışma saatleri 12 saat olarak belirlendi.

1929 yılındaki Dünya Ekonomik Bunalımı, devletin kendini bu alanda göstermesine neden olmuştur. Dünya savaşları arasında; halklar iyice yoksullaşınca devlet, sosyal bir yapıyı benimsemiştir. Ücretli olarak çalışan nüfusun geri kalan orana göre artışı yönetimlerin ve işleyişlerin belirleyici olmasındaki en ciddi faktörlerden. Sosyal politikaların yanı sıra özel hukuki düzenlemeler zayıfın yani işçinin yanında olarak halkın safında yer tutmuştur. Radikal değişimler yaşanırken sosyal devletler, ulusal normları göz önünde bulundurarak uygulama alanını genişletmiştir.

Türkiye’de İş Hukuku Kanunları ve Kuralları

Osmanlı Devleti’nin son dönemleri oldukça olumsuz geçmiştir ve sanayileşememe nedeniyle Cumhuriyet Dönemi’ne kadar pek bir şey yapılamamıştır.

Cumhuriyet öncesinde siyasal ve toplumsal anlamda negatiflik süreci Sanayi Devrimi’ni Osmalı topraklarında var edememiştir. Şimdilerde sanatsal çalışma ünvanı kazanan pek çok işlemle birlikte hayvancılık, tarım ve ticaret daha yoğun olarak ekonomik ihtiyaca bir çözümdü. Batılıların denetimleriyle birlikte 19. yüzyılın ortasında sanayileşme faaliyetleri kendisini göstermeye başlar ve daha öncesine işçi sınıfı vardı denilemez.

Tanzimat ve Meşrutiyet dönemleri Osmanlı’nın sanayicilikte gelişimlerinin vuku bulduğu tarihledir. Gerek yapı gerekse savaş, halı, cam, deri gibi fabrikaların kurulma çabasına 2. Mahmut girişmiş ve Abdülmecit de sürdürmüştür. İstanbul merkezli çevrede Batılı ortaklar vasıtasıyla işletmeler kurulmuş ve iş kavramları doğmuştur. Toplumdaki işçi sayısının oranı arttıkçai yaşamı ve çalışma şartlarını düzenlemek için adımların atılması gerekmekteydi. Böylelikle nizamnemeler yürürlüğe girdi ve Osmanlı’daki ilk yazılı iş hukuk kuralları örneği ortaya çıktı..

Başlangıçta 1865 yılı ile Dilaver Paşa Nizamnamesi, 1869’da Maden (Maadin) Nizamnamesi yayınlanmış, artık madenlerde çalışan işçiler koruma altına alınmıştır.

1877’de Mecelle isimli medeni kanun sayesinde işçi – iş veren ilişkisi ve iş hukuku tarihçesi liberal yaklaşımla düzenlenmiştir.

20. yüzyıl ile birlikte 2. Meşrutiyet’te işçiler bir araya gelerek mesleki örgütlenmelerle ekonomik anlamda çöken devletten ücretlerini almak için iş bırakma eylemlerinde bulundular. 1909 yılında çıkan ve 20. yy.’ın ortalarına kadar sürmüş olan Tatili Eşgal Kanunu eylemleri yasaklama yürürlüğe girmiştir.

Cumhuriyet dönemine gelindiğinde ise ilk olarak madenlerle ilgili çalışma yapılmıştır. 1921’de Zonguldak ve Ereğli madenlerinde çalışma saati 8, çalışma yaşı ise minimum 18 olarak şart koşulmuştur. Zorunlu çalıştırmalar engellenmiş, toplumun durumu gözetilerek asgari ücret komisyonla saptanmış, işçiler için ev düşünülerek kömür işinde çalışanlar adına sosyal sigorta kolları düzenlenmiştir. Bireysel iş ilişkileri içinse ilk adım 1926’da Borçlar Kanunu içerisinde hizmet akdi adı altındaki hükümlerle düzenlenmiştir. Söz konusu kanunun geçerliliği günümüzdeki 4857 sayılı kanun dışında kalan alanlar için devam etmekte.

Dünyadaki 1929 Bunalımı, Liberal bakışlı sanayi ülkelerinde (başta Amerika) etkili oldu. Bu yüzden Türkiye için negatif bir durum söz konusu değilken bu tarihten sonra devletin yeri artık daha farklı olacaktı. Devlet, sosyal ve ekonomik anlamda yaşamın içine daha güçlü politikalarla girmiş, işbu alanların düzenleyicisi, sistemlerin yöneticisi halindeydi. Sosyal yapıyla yepyeni bir yönetim şekli de artık tüm dünyadaydı. Kamu işvereni adını alıp farklı bir niteliğe kavuşurken ekonomi politikalarında önemli değişiklikler gerçekleşti.

İstenilen seviyede gelişemeyen sanayicilik için daha önce başvurulan karma ekonomi modeline gidildi. Özel kuruluşların yanı sıra devlet de işveren olarak dünyadaki gibi Türkiye’de de yerini almıştı. Normal işçilerle birlikte kadın ve çocukların çalışma yaşları, süreleri, koşulları, ücretleri için Umumi Hıfzısıhha Kanunu da yeni ekonomi modeline eşlik etti.

Gelişebilen bir hal alan sanayi ve ekonomi, artık yaşamsal anlamda tarafların ilişkisini ve iş hukukunu düzenleme gereği hissettiriyordu. Özel iş kanunu yasası için mecliste 1936 yılı 8 Haziran’da 3008 sayılı İş Kanunu Resmi Gazete’de yayınlanarak tam 1 sene sonra işleyişe geçti. Söz konusu yasa 30 yıl boyunca hükmünü sürdürdü.

Çalışma Bakanlığı 1945’te kurulurken aynı sene 4472 sayılı İş Kazalarıyla Meslek Hastalıkları ve Analık Sigorta Kanunu’yla birlikte ilk kez sosyal sigorta kolu işlerlelik kazandı. 4792 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu aynı sene içerisinde hazırlandı ve sistemde işlemeye başladı. Siyasi gelişmelerle birlikte 1946 senesinde tek partiden çok partili döneme geçilmiş, demokratik haklar, özgürlükler geliştirilmiştir. Bu amaçla 1946’da Cemiyet Kanunu kaldırılarak sendikalar aktfleştirilmiş, kademelenmiştir. Daha sonra uluslararası kuruluşlara olan bağlılıklar gereği Birlemiş Milletler, Uluslararası Çalışma Örgütü vb. yön verici standartlara uyulmaya başlandı. Kısa süre sonra (aynı yıl içinde) İş ve İşçi Bulma Kurumu kurulurken 1949 yılında kamu görevlileri için yardımlaşma ve biriktirme odakları 5434 sayılı kanunla Emekli Sandığı’na bağlandı.

Tatil günleri için çalışmalar yapılırken 1951’de önce tatil günü için yarım ücret, 1956’daki değişiklikle tam ücret işçilere verilmekteydi. Deniz işleri ve basın işleri ise 3008 sayılı kanun dışında kaldığı için 1953 yılında Deniz İş Kanunu, Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştırılanlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun işleyişi düzene girmiştir.

Türkiye’deki ilk askeri müdahale olan 27 Mayıs darbesi ile birlikte 1961 yılında yeni bir Anayasa yapıldı. İş hukuku alanında daha da ileri gidilmesinin yanı sıra ilk kez sosyal hukuk devleti sıfatına da yer verildi. Anayasa klasik demokrasinin sağladığı iktisadi ve sosyal hakların altını çiziyordu. 1963’te 274 sayılı Sendikalar Kanunu, 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Lokavt ve Grev Kanunu ve 1965’te 625 sayılı Devlet Personeli Sendikaları Kanunu ile ilgili döneme dek süren lokavt ve grev yasakları kaldırılmış, işbu kanunlar işlerlik kazanmış, toplu iş ilişkileriyle yeni bir boyuta taşımıştır. 1964 senesinde 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, önceden kurulan sigorta kolları birleştirildi.

Farklı bakış açısıyla hayata devam edilirken 3008 sayılı İş Kanunu yetersiz kalmıştı. Karşılanamayan gereksinimler için yeni yasalar dahil edilmeye çalışılınca söz konusu yasadaki maddeler çelişki yaratıyordu ve en büyük örneği ise 1961 Anayasası idi. Meclise hazırlanan kanun 1964’te sunulmuş ancak 1967’de kabul edilmişti. Türkiye 2. İş Kanunu’na 931 sayılı kanunla kavuşmuştu.

Yeni yasa 3 yıldan fazla uygulama süresinden sonra meclisteki şekil hataları yüzünden AYM, biçimi nedeniyle tümüyle iptal etti. Benzeri ancak köklü değişiklik barındırmayan 1475 sayılı kanun 1971’de kabul edilerek Resmi Gazete’de yayımlandı. Aynı senede hukukun farkı bir boyuta ulaştığı 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlarla ilgili kanun sayesinde işçi, memur dışındaki çalışanlar da güvence altına alındı.

Siyasi ve toplumsal unsurların neden olduğu kaos nedeniyle 1970’ler fazlasıyla karışık geçmiştir. Önemli bir geçmişi olmamasından kelli tecrübe edinememiş Türk endüstri hukuku 1971’deki askeri muhtırayla anlam değiştirmiştir. Bu süreçte kamu görevlilerinin sendika kurma ve üye olma hakları elinden alınarak örgütlenmelerinin önüne geçildi.

Tekrardan bir askeri harekat gerçekleştirilerek 1980 yıılında devlet yönetimi askeriyeye geçmiştir. TSK olumsuzlukların bir nedeni olarak sendikaları gösterdi ve faaliyetlerine son verdi. Grev ve lokavtlar ertelenerek sendika mal varlıklarına el konuldu. İlgili süreçte 1982 Anayasası’nda bulunan hükümlerle birlikte günümüzde de devam eden 2821 sayılı Sendikalar Kanunu ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu; önceden işleyen 274 sayılı Sendikalar Kanunu, 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu’nun yerine geçmiştir.

Bireysel iş ilişkileri günümüzde geçerli olmak üzere 2003 yılında kabul edilmiş olan 4857 sayılı İş Kanunu’yla hükmedilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir